Hadislerle İslâm.. "Bid’at: Sonradan İhdas Edilen" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Aziz Müminler!
Hamd; bizleri yoktan var eden, bize iman nimetini veren, kitabıyla doğru yolu gösteren, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'yı bize rehber ve örnek gönderen Yüce Allah'a mahsustur. Salât ve selâm; Rabbimizin dinini en güzel şekilde yaşayan, ümmetine hakkı ve bâtılı öğreten, sünnetiyle kulluğun ölçüsünü gösteren Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya, onun âline, ashâbına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.
Kardeşlerim!
Bugün dinimizin korunması açısından son derece önemli bir konu üzerinde duracağız: Bid'at.
Fakat bu konuyu konuşurken çok dikkatli olmamız gerekir.
Çünkü bid'at konusu, bazen insanların birbirini kolayca suçladığı, birbirini dışladığı, hatta kardeşlik bağlarının zedelendiği bir alana dönüşebilmektedir.
Oysa bizim maksadımız insanları suçlamak değildir.
Maksadımız dini doğru anlamaktır.
Maksadımız sünneti öğrenmektir.
Maksadımız Allah'ın dinine kendi arzumuzdan bir şey katmamak ve Peygamber Efendimizin bize bıraktığı ölçüyü korumaktır.
Çünkü din, bizim istediğimiz gibi şekillendireceğimiz bir alan değildir.
Din Allah'ındır.
Din, Allah'ın kitabıyla ve Peygamber Efendimizin sünnetiyle bize ulaşmıştır.
Bu sebeple müminin görevi dini değiştirmek değil, dini doğru öğrenmek ve doğru yaşamaktır.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim.” (Mâide, 5/3)
Aziz Kardeşlerim!
Düşünelim.
Din tamamlanmıştır.
Öyleyse bizim vazifemiz dine yeni hükümler eklemek değildir.
Bizim vazifemiz, tamamlanmış olan bu dini doğru anlamak ve yaşamaktır.
İşte bid'at meselesinin temelinde de bu hassasiyet vardır.
Peygamber Efendimiz Hz. Âişe validemizin rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ
“Kim bizim bu işimizde, yani dinimizde, ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa o reddedilmiştir.” (Buhârî, Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 17)
Başka bir rivayette:
مَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ
“Kim bizim emrimize uygun olmayan bir amel işlerse, o amel reddedilmiştir.” (Müslim, Akdiye, 18)
Kardeşlerim!
Hadisin üzerinde biraz düşünelim.
Peygamber Efendimiz “Bizim dinimizde olmayan” buyuruyor.
Demek ki burada söz konusu olan, din adına ortaya konulan bir şeydir.
Her yeni şey bid'at değildir.
Yeni bir ev yapmak bid'at değildir.
Yeni bir araba kullanmak bid'at değildir.
Telefon kullanmak bid'at değildir.
Kur'an'ı telefondan okumak bid'at değildir.
Mikrofonla vaaz etmek bid'at değildir.
Uzaktan eğitim yapmak bid'at değildir.
Bunlar hayatın araçlarıdır.
Bid'at meselesi, dinî bir uygulamanın, Allah ve Resûlü tarafından bildirilmediği hâlde dinin bir parçası, zorunlu bir ibadet veya kesin dinî hüküm gibi ortaya konulmasıyla ilgilidir.
Bu ayrımı iyi bilmek gerekir.
Çünkü bir tarafta dinimizi korumak adına her yeniliği bid'at sayan bir anlayış vardır.
Diğer tarafta ise güzel niyetle yapılan her şeyi dinin bir parçası hâline getirme tehlikesi vardır.
İkisinin ortasında ise ilim vardır.
Ölçü vardır.
Sünnet vardır.
Aziz Müminler!
Peygamber Efendimiz hutbelerinde şöyle buyurmuştur:
إِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ وَإِنَّ أَفْضَلَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ
“Şüphesiz sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed'in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkarılanlardır. Her bid'at sapıklıktır.” (Müslim, Cum'a, 43)
Burada Peygamber Efendimiz bize bir ölçü veriyor:
Önce Allah'ın kitabı.
Sonra Peygamberimizin yolu.
Sonra bu iki kaynağa uygun şekilde yaşamak.
Öyleyse mümin, dinî hayatını kendi zevkine göre şekillendiremez.
“Ben böyle uygun görüyorum.”
“Bana böyle daha güzel geliyor.”
“Bizim ailede yıllardır böyle yapılır.”
“Çevremizde herkes böyle yapıyor.”
“Bunu yapmak insanın içini rahatlatıyor.”
Bunlar tek başına dinî hüküm için yeterli değildir.
Çünkü ibadet, Allah'a kulluktur.
Kulluğun nasıl yapılacağını da kul değil, Allah belirler.
Namazın kaç vakit olduğunu biz belirlemedik.
Rekâtlarını biz belirlemedik.
Orucun zamanını biz belirlemedik.
Haccın ibadetlerini biz belirlemedik.
Zekâtın esaslarını biz belirlemedik.
Bunları Rabbimiz bildirdi.
Peygamberimiz öğretti.
Ashâb yaşadı.
Ümmet nesilden nesile aktardı.
İşte sünnetin anlamı burada ortaya çıkıyor.
Sünnet, bize Allah'ın dinini nasıl yaşayacağımızı öğretir.
Kardeşlerim!
İbadetlerde ölçü çok önemlidir.
Dünyaya ait işlerde insan yeni yöntemler geliştirebilir.
Yeni araçlar kullanabilir.
Yeni teknolojilerden faydalanabilir.
Fakat ibadet konusunda “Ben daha güzelini buldum.” diyerek dinin şeklini değiştiremeyiz.
Çünkü ibadet akılla icat edilen bir alan değildir.
İbadet vahiy ile belirlenir.
Bir insan çıkıp:
“Beş vakit namaz bana az geliyor, günde altı vakit kılalım.”
diyemez.
“Ramazan orucu bana yetersiz geliyor, bir ay daha oruç tutmak zorunlu olsun.”
diyemez.
“Şu duayı şu kadar defa okumayanın ibadeti kabul olmaz.”
diyemez.
“Şu geceyi ibadetle geçirmeyen günahkârdır.”
diyebilmesi için sağlam bir delile ihtiyaç vardır.
Çünkü Allah adına hüküm vermek çok ağır bir sorumluluktur.
Aziz Kardeşlerim!
Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz:
İyi niyet, tek başına bir ameli dinî hüküm hâline getirmez.
Bir insan:
“Ben Allah'ı seviyorum.”
diyebilir.
“Ben insanları iyiliğe çağırmak istiyorum.”
diyebilir.
“Ben daha fazla sevap kazanmak istiyorum.”
diyebilir.
Niyeti güzel olabilir.
Ama güzel niyetin yanında doğru bilgi de gerekir.
Çünkü Allah'a kulluk etmek isterken Allah'ın dininde olmayan bir şeyi dinin emri hâline getirmek doğru değildir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
“Kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Buhârî, İlim, 38; Müslim, Mukaddime, 2)
Kardeşlerim!
Bu hadis bizi çok ciddi bir muhasebeye çağırıyor.
Sosyal medyada bir hadis gördüğümüzde hemen paylaşıyor muyuz?
“Peygamberimiz şöyle buyurdu.”
diyerek kaynağını bilmediğimiz sözleri insanlara gönderiyor muyuz?
Bir dua görüyoruz.
Altında:
“Bunu on kişiye gönderirsen dileğin kabul olur.”
yazıyor.
“Göndermezsen başına şu gelir.”
yazıyor.
Kardeşlerim!
Din böyle kurulmaz.
Allah'ın rahmeti WhatsApp zincirlerine bağlı değildir.
Allah'ın mağfireti bir mesajı on kişiye göndermeye bağlı değildir.
Peygamber Efendimiz insanları böyle korkutmadı.
Öyleyse bilmediğimiz sözü paylaşmayalım.
Bilmediğimiz hadisi hadis diye anlatmayalım.
Kaynağını bilmediğimiz dinî bilgiyi kesin hüküm gibi sunmayalım.
Çünkü din adına konuşmak büyük bir emanettir.
Aziz Müminler!
Peki, “Kim güzel bir çığır açarsa” hadisini nasıl anlayacağız?
Cerîr b. Abdullah'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
مَنْ سَنَّ فِي الْإِسْلَامِ سُنَّةً حَسَنَةً فَعُمِلَ بِهَا بَعْدَهُ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ مَنْ عَمِلَ بِهَا
“Kim İslâm'da güzel bir işe öncülük ederse ve kendisinden sonra o işle amel edilirse, o ameli yapanların sevabı kadar ona da sevap yazılır.” (Müslim, İlim, 15)
Bu hadis çok önemlidir.
İlk bakışta “Güzel bir çığır açmak” ile “bid'at” birbirine zıt gibi görünebilir.
Oysa değildir.
Çünkü Peygamber Efendimizin övdüğü şey, dinin temelinde bulunan bir hayrı hayata geçirmek ve ona öncülük etmektir.
Hadisin geliş sebebi de bunu açıkça gösterir.
Bir gün Peygamber Efendimiz insanlara sadaka vermeyi teşvik etmişti.
İhtiyaç sahibi insanların durumu karşısında sahâbeden bir kişi hemen elindeki imkânı getirerek yardım etti.
Onu gören diğer insanlar da yardım etmeye başladılar.
Bunun üzerine Peygamberimiz:
“Kim İslâm'da güzel bir çığır açarsa...” buyurdu.
Yani yeni bir ibadet icat edilmedi.
Yeni bir dinî hüküm ortaya konulmadı.
Zaten İslâm'ın emrettiği bir iyilik hayata geçirildi.
İşte bu ayrımı iyi anlamamız gerekir.
Bir Müslüman bugün bir öğrencinin Kur'an öğrenmesine yardımcı olabilir.
Bir yetim için burs sistemi kurabilir.
İhtiyaç sahipleri için güvenilir bir yardım ağı oluşturabilir.
Gençlerin dinî bilgiye ulaşması için eğitim programı hazırlayabilir.
Bunlar güzel işlerdir.
Çünkü dinin emrettiği hayırları yeni imkânlarla gerçekleştirmektir.
Fakat bu yeni yöntemi “Allah'ın kesin emri budur” diye dinin hükmü hâline getirmek başka bir şeydir.
Öyleyse:
Yeni araç başka.
Yeni ibadet başka.
Yeni yöntem başka.
Yeni dinî hüküm başka.
Bu ayrımı bilmeden insanları suçlamak da, din adına her şeyi serbest görmek de doğru değildir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Bid'at konusunda bizi bekleyen bir başka tehlike de aşırılıktır.
Bazen insan, bid'at konusunda o kadar hassas hâle gelir ki dinin merhametini unutur.
Kardeşinin yaptığı her farklı uygulamayı bid'at diye nitelemeye başlar.
Sonra bununla da yetinmez.
“Sen bid'atçısın.”
“Sen sapıksın.”
“Senin ibadetin kabul olmaz.”
gibi ağır ifadeler kullanır.
Kardeşlerim!
Bu dil Müslümana yakışmaz.
Bir yanlış gördüğümüzde onu düzeltmeye çalışırız.
Fakat düzeltirken başka bir yanlış yapmayız.
Bir dinî hatayı düzeltmek için insanın onurunu kırmayız.
Bir kardeşimizi uyarmak için onu toplumun önünde küçük düşürmeyiz.
Çünkü sünnete bağlılık sadece ibadetin şeklinde değil, ahlâkta da görülmelidir.
Peygamber Efendimiz merhamet peygamberidir.
O, insanları kazanmak için gönderilmiştir.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللَّهِ لِنتَ لَهُمْ ۖ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ
“Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, şüphesiz çevrenden dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159)
Öyleyse dinimizi anlatırken Peygamberimizin ahlâkını da taşıyalım.
Hakikati söyleyelim.
Ama gönül kırmadan söyleyelim.
Uyarmamız gerekiyorsa uyaralım.
Ama hakaret etmeyelim.
Bir insanın yanlışını düzeltmeye çalışırken onu Allah'tan uzaklaştırmayalım.
Kardeşlerim!
Bir başka önemli mesele de gelenek ile dinin birbirine karıştırılmasıdır.
Bazı uygulamalar vardır.
Büyüklerimizden öğrenmişizdir.
Yıllardır yapılır.
Ailemizde yapılır.
Mahallemizde yapılır.
Bunların bazıları dinimizle uyumlu olabilir.
Bazıları sadece örf ve âdet olabilir.
Bazıları da dinimizin ölçülerine aykırı olabilir.
Burada yapmamız gereken şudur:
Her geleneği din saymamak.
Her geleneği de din dışı saymamak.
Ölçüye bakmak.
İslâm'ın açık hükümlerine aykırı mı?
Kul hakkı var mı?
İsraf var mı?
Haram var mı?
İbadet olarak mı görülüyor?
İnsanlara zorunlu tutuluyor mu?
Bunları değerlendirmek gerekir.
Mesela bir aile büyükleriyle bir araya geliyor.
Kur'an okuyor.
Dua ediyor.
İnsanlara yemek ikram ediyor.
Yoksullara yardım ediyor.
Burada güzel olan birçok şey vardır.
Fakat insanlar bunu yapmayan kişiyi:
“Sen bunu yapmadın, demek ki dinin eksik.”
diye suçlamaya başlarsa dikkat etmek gerekir.
Bir âdeti, Allah'ın emri hâline getirmek doğru değildir.
Çünkü dinin hükmünü Allah belirler.
Kardeşlerim!
Bazen de insanlar bir ibadeti zorlaştırarak daha dindar olduklarını düşünürler.
Oysa Peygamber Efendimiz kulluğun ölçüsünü bize çok güzel öğretmiştir.
Hz. Âişe validemiz şöyle anlatıyor:
Peygamber Efendimiz bir işi yapar ve insanların da yapabileceği ölçüde olmasına dikkat ederdi.
Çünkü sahâbe:
“Biz Peygamber değiliz. Onun günahları bağışlanmıştır.”
diyerek kendilerini aşırı ibadete vermek istemişlerdi.
Bunun üzerine Allah Resûlü onların bu anlayışını düzeltmiş ve şöyle buyurmuştu:
أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ
“Allah'a yemin ederim ki, içinizde Allah'tan en çok korkan ve O'na karşı en takvalı olan benim.” (Buhârî, Nikâh, 1)
Ardından ibadetin dengeli olması gerektiğini öğretmişti.
Demek ki kullukta ölçü önemlidir.
Dinimizi zorlaştırmak dindarlığın göstergesi değildir.
Dini hafife almak da doğru değildir.
İkisinin arasında Peygamberimizin yolu vardır.
Aziz Müminler!
Bid'at konusunun bize verdiği en önemli derslerden biri de şudur:
Dinimizi bilmeden savunamayız.
Sadece duyguyla din yaşanmaz.
Sadece alışkanlıkla din yaşanmaz.
Sadece aileden gördüğümüzle din yaşanmaz.
İlim gerekir.
Kur'an gerekir.
Sünnet gerekir.
Güvenilir âlimlerin açıklamaları gerekir.
Bu sebeple mümin, dinî bir mesele hakkında konuşmadan önce düşünür.
“Ben bunu nereden biliyorum?” diye sorar.
“Bunun kaynağı nedir?” diye sorar.
“Bu gerçekten hadis mi?” diye sorar.
“Bu Allah'ın emri mi, Peygamberimizin sünneti mi, yoksa bizim toplumumuzun alışkanlığı mı?” diye sorar.
Bu sorular bizi dinden uzaklaştırmaz.
Tam tersine dine yaklaştırır.
Kardeşlerim!
Bugün sosyal medya çağında yaşıyoruz.
Bir bilgi saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor.
Bu büyük bir imkândır.
Ama aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.
Eskiden bir insan yanlış bir söz söylediğinde belki birkaç kişi duyardı.
Bugün bir paylaşım yapıyoruz.
Binlerce insan görebiliyor.
Bir hadisi yanlış aktarıyoruz.
Binlerce insan Peygamberimize ait olmayan bir sözü Peygamberimizin sözü zannediyor.
Bir dinî hükmü yanlış anlatıyoruz.
İnsanlar hayatını ona göre düzenliyor.
Öyleyse dijital dünyada da takvamızı korumalıyız.
Paylaşmadan önce düşünelim.
Din adına konuşuyorsak daha çok düşünelim.
Çünkü her paylaşım bir emanettir.
Her sözün hesabı vardır.
Her bilgi insanları etkileyebilir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ
“Kişiye, her duyduğunu anlatması yalan olarak yeter.” (Müslim, Mukaddime, 5)
Kardeşlerim!
Ne kadar büyük bir ölçü!
Her duyduğunu anlatma.
Her gördüğünü paylaşma.
Her yazılanı doğru kabul etme.
Her konuşanı âlim zannetme.
Her güzel cümleyi hadis zannetme.
Her etkileyici hikâyeyi dinî gerçek kabul etme.
Önce araştır.
Sonra konuş.
Önce öğren.
Sonra öğret.
Önce emin ol.
Sonra paylaş.
İşte müminin internet ahlâkı da budur.
Aziz Müminler!
Bid'at meselesini konuşurken kendimize de bakmalıyız.
Çünkü insan başkasının hatasını görmekte çok başarılıdır.
Ama kendi hatasını görmekte zorlanabilir.
Başkasının ibadetini sorgularız.
Kendi ibadetimizi sorgulamayız.
Başkasının duasını eleştiririz.
Kendi dilimizdeki gıybeti fark etmeyiz.
Başkasının yanlışını araştırırız.
Kendi kalbimizdeki kibri araştırmayız.
Oysa gerçek kulluk önce insanın kendisini düzeltmesiyle başlar.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
طُوبَى لِمَنْ شَغَلَهُ عَيْبُهُ عَنْ عُيُوبِ النَّاسِ
“Ne mutlu, kendi kusuru kendisini insanların kusurlarıyla meşgul olmaktan alıkoyan kimseye!” şeklinde rivayet edilen bu anlam, müminin öncelikle kendi nefsi üzerinde çalışması gerektiğini hatırlatır.
Öyleyse bugün kendimize soralım:
Ben dinimi nereden öğreniyorum?
Peygamberimizin sünnetini ne kadar biliyorum?
Duyduğum her sözü araştırıyor muyum?
Bilmediğim konuda “Bilmiyorum.” diyebiliyor muyum?
Yanlışımı fark ettiğimde düzeltebiliyor muyum?
Ailemin yaptığı her şeyi din zannediyor muyum?
Kendi alışkanlığımı Allah'ın hükmü gibi başkasına dayatıyor muyum?
Bir kardeşimin yanlışını düzeltirken onu kırıyor muyum?
Yoksa önce kendi nefsimi mi hesaba çekiyorum?
Kardeşlerim!
Bize düşen, dini tartışma konusu hâline getirmek değil, dini yaşamaktır.
Sünneti sadece başkalarına anlatmak değil, kendi hayatımıza taşımaktır.
Peygamberimizin sünnetini sadece dış görünüşte aramak değil, onun merhametini, adaletini, doğruluğunu, sabrını ve güzel ahlâkını da kuşanmaktır.
Sünnete bağlılık, Peygamberimizin söylediği sözü kabul etmek kadar, onun ahlâkını yaşamaktır.
O, insanlara kolaylık sağladı.
Biz de kolaylaştıralım.
O, merhamet etti.
Biz de merhamet edelim.
O, affetti.
Biz de affedelim.
O, insanların kusurlarını yüzlerine vurmadı.
Biz de insanları küçük düşürmeyelim.
O, hakkı söyledi.
Biz de hakkı söyleyelim.
O, Allah'ın dinine hiçbir şey eklemedi.
Biz de Allah'ın dinine kendi arzularımızı katmayalım.
İşte sünnet budur.
Aziz Müminler!
Öyleyse bugün kendimize üç söz verelim.
Birincisi:
Din adına konuşmadan önce kaynağını araştıracağız.
İkincisi:
Bir uygulamayı dinin emri olarak sunmadan önce gerçekten böyle bir hüküm olup olmadığını öğreneceğiz.
Üçüncüsü:
Yanlış gördüğümüz kardeşimizi düzeltirken Peygamberimizin merhametini ve güzel ahlâkını unutmayacağız.
Böylece hem dini koruyacağız hem kardeşliği koruyacağız.
Çünkü dinimizi korumak, insanları birbirine düşürmek değildir.
Sünneti yaşamak, sünnetin ahlâkını da yaşamaktır.
Kardeşlerim!
Unutmayalım:
Din bize emanet edilmiştir.
Bu emanete kendi arzularımızı katmayalım.
Sünnet bize yol gösterir.
Bu yolu kendi heveslerimize göre değiştirmeyelim.
Bilmediğimiz şeyi din adına söylemeyelim.
Çünkü her sözün hesabı vardır.
Güzel işe öncülük edelim.
Ama bunu dinin kaynağından koparmayalım.
Yanlışı düzeltelim.
Ama insanları kırarak değil, kazanarak düzeltelim.
Ve en önemlisi:
Başkalarının kulluğunu ölçmeden önce kendi kulluğumuzu ölçelim.
Rabbimiz bizi Kur'an'ın rehberliğinden, Peygamberimizin sünnetinden ayırmasın.
Allah'ım!
Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle.
Bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.
Allah'ım!
Dinini doğru öğrenmeyi bize nasip eyle.
Kur'an'ı doğru anlamayı, sünneti doğru öğrenmeyi ve öğrendiklerimizi samimiyetle yaşamayı bizlere nasip eyle.
Rabbimiz!
Bilmediğimiz konuda konuşmaktan bizi muhafaza eyle.
Peygamberimize ait olmayan sözleri ona isnat etmekten bizi koru.
Kaynaksız bilgileri yaymaktan, yanlışlarımızı çoğaltmaktan ve insanları yanlış yönlendirmekten bizi muhafaza eyle.
Allah'ım!
Dinimize kendi arzularımızı katmaktan bizi koru.
Dini hafife almaktan da, din adına insanlara gereksiz yükler yüklemekten de bizi muhafaza eyle.
Bize ölçülü bir kulluk nasip eyle.
Bize sahih bir iman, doğru bir bilgi, samimi bir niyet ve güzel bir ahlâk nasip eyle.
Allah'ım!
Sünneti sadece dilimizde değil, hayatımızda yaşatmayı nasip eyle.
Peygamber Efendimizin merhametini merhametimiz eyle.
Onun doğruluğunu doğruluğumuz eyle.
Onun adaletini adaletimiz eyle.
Onun sabrını sabrımız eyle.
Onun güzel ahlâkını ahlâkımız eyle.
Allah'ım!
Bir yanlış gördüğümüzde hikmetle konuşmayı, güzel öğüt vermeyi ve gönül kazanmayı nasip eyle.
Bizi kibirden, gururdan, başkalarını küçük görmekten muhafaza eyle.
Başkalarının kusurlarını araştırmak yerine kendi kusurlarımızla meşgul olmayı nasip eyle.
Allah'ım!
Ailelerimizi Kur'an'ın ve sünnetin güzellikleriyle buluştur.
Çocuklarımıza doğru din bilgisi öğretmeyi nasip eyle.
Gençlerimizi yanlış bilgilerden, istismardan, aşırılıktan ve cehaletten koru.
Onlara güvenilir ilim ehliyle karşılaşmayı nasip eyle.
Allah'ım!
Sosyal medyada, konuşmalarımızda ve günlük hayatımızda bize doğruluk nasip eyle.
Duyduğumuz her sözü paylaşmaktan bizi koru.
Söylediğimiz her sözün hesabını vereceğimizi unutturma.
Allah'ım!
Bizi hakkı bilen, hakka uyan ve hakkı güzel bir şekilde anlatan kullarından eyle.
Bizi Kur'an'dan ve sünnetten ayırma.
Kalplerimizi bid'at ve hurafelerin değil, vahyin ve sahih sünnetin aydınlığıyla nurlandır.
Rabbimiz!
Bizi tefrikaya düşürme.
Bizi birbirimize düşman etme.
Dinimizi kardeşlik, merhamet ve hikmet içinde yaşamayı nasip eyle.
Allah'ım!
Son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eyle.
Bizi Peygamber Efendimizin sünnetinden ayırma.
Kıyamet gününde onun sancağı altında toplanmayı, havzından içmeyi ve şefaatine nail olmayı bizlere nasip eyle.
Rabbimiz!
Bizleri sana gerçek anlamda kul olanlardan eyle.
Kur'an'la yaşayan, sünnetle güzelleşen, güzel ahlâkla insanlara güven veren kullarından eyle.
Bizi dünyada istikamet üzere, kabirde huzur içinde, mahşerde yüzü ak, sırat üzerinde sağlam ve cennette Peygamber Efendimizle beraber eyle.
اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
“Allah'ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.”
اللَّهُمَّ أَعِنَّا عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ
“Allah'ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce kulluk etmek için bize yardım et.”
Âmin.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn.
Ve sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
