BEREKET: MANEVİ BOLLUK

Giriş: Bereketin Sahibi Kimdir?

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ.

Hamd, bizlere sayısız nimetler veren Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, bizlere nimetin kıymetini, rızkın edebini ve bereketin yolunu öğreten Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine ve ashabına olsun.

Aziz Müminler!

İnsan bazen çok kazanır ama huzur bulamaz. Çok şeye sahip olur ama elindekiler kendisine yetmez. Sofrası doludur ama gönlü açtır. Evi geniştir ama içi dardır. Vakti vardır ama yetişemez. Malı vardır ama gönlü bir türlü zenginleşmez.

Bir başka insan ise azla yetinir. Sofrasında birkaç çeşit yemek vardır ama yüzünde huzur, evinde muhabbet, gönlünde şükür vardır.

Peki, bu fark nereden geliyor?

İşte burada karşımıza bir hakikat çıkıyor: Bolluk başka, bereket başkadır.

Bolluk, elindekinin çok olmasıdır. Bereket ise Allah’ın verdiği nimetin hayra dönüşmesidir. Malın huzura, vaktin ibadete, bilginin hikmete, ailenin muhabbet ve merhamete dönüşmesidir.

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah’ın şanı yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Mülk, 67/1)

Bereketin kaynağı Allah’tır. Nimetin gerçek sahibi O’dur. Veren de O’dur, verdiğini artıran da O’dur. Kulun görevi ise nimeti helalinden kazanmak, şükretmek ve onu Allah’ın razı olacağı yerde kullanmaktır.

Rabbimiz şöyle buyurur:

وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا

“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, onları sayamazsınız.” (İbrâhim, 14/34)

Öyleyse önce kendimize soralım: Sahip olduklarımızın ne kadarını görüyoruz? Eksiklerimizi saydığımız kadar nimetlerimizi de sayıyor muyuz? Her sabah gözlerimizi açtığımızda, ailemize baktığımızda, soframıza oturduğumuzda Allah’ın bize verdiği nimetleri hatırlıyor muyuz?

Unutmayalım: Bereket, nimetin çokluğundan önce nimetin sahibini tanımakla başlar.

Bereket Allah’tandır

Aziz Müslümanlar!

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz kendisini “Tebâreke” ifadesiyle tanıtır. Bu ifade, Allah’ın şanının yüceliğini ve hayrının sonsuzluğunu hatırlatır.

Rabbimiz şöyle buyurur:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَىٰ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ

“Eğer o memleketlerin halkı iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı elbette üzerlerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık.” (A‘râf, 7/96)

Dikkat edelim! Ayet, bereketin önüne iki temel şart koyuyor: İman ve takva.

Yani Allah’a inanmak ve hayatı O’nun emirlerine göre yaşamak.

Peki, iman yalnızca dilde kalırsa; ticarette dürüstlük yoksa, kazançta helal hassasiyeti yoksa, ailede merhamet yoksa, komşuya karşı sorumluluk yoksa bereket nasıl aranacaktır?

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا ۝ وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır.” (Talâk, 65/2-3)

Demek ki rızık yalnızca bizim hesaplarımızdan ibaret değildir. Bazen bir kapı kapanır, başka bir kapı açılır. Bazen insan bir kazançtan vazgeçer ama huzur kazanır. Bazen bir şeyi paylaşır, fakat gönlü genişler.

Ancak bu ayetleri, çalışan insanın mutlaka zengin olacağı veya her darlığın hemen sona ereceği şeklinde anlamamalıyız. Peygamberler de sıkıntılar yaşamıştır. Müminin bereketi bazen malın artmasıdır, bazen sabırdır, bazen kanaattir, bazen de ağır bir imtihanın içinde imanını koruyabilmesidir.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَىٰ صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَىٰ قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)

Öyleyse asıl mesele yalnızca ne kadar kazandığımız değildir. Nasıl kazandığımız, nasıl yaşadığımız ve kazandığımızı nerede kullandığımızdır.

Malın miktarı cebimizi, malın bereketi ise hayatımızı ilgilendirir.

Hırs Bereketi Götürür, Kanaat Gönlü Zenginleştirir

Aziz Kardeşlerim!

İnsanın önündeki en büyük engellerden biri bitmeyen arzusudur. Bir evi olur, daha büyüğünü ister. Bir arabası olur, daha yenisini ister. Kazancı artar, beklentisi de artar. Bir süre sonra elindeki nimetler ona yetmez hâle gelir.

Peki, insanın gözü ne zaman doyar?

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

لَوْ أَنَّ لِابْنِ آدَمَ وَادِيًا مِنْ ذَهَبٍ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَادِيَانِ، وَلَنْ يَمْلَأَ فَاهُ إِلَّا التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَىٰ مَنْ تَابَ

“Âdemoğlunun altın dolu bir vadisi olsa, bir vadi daha olmasını ister. Onun ağzını ancak toprak doldurur. Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.” (Buhârî, Rikāk, 10; Müslim, Zekât, 116)

İşte insanın bitmeyen hırsı!

Sorun her zaman malın azlığı değildir. Bazen asıl sorun, gönlün doyumsuzluğudur.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ ۝ حَتَّىٰ زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ

“Çoklukla övünmek sizi oyaladı. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” (Tekâsür, 102/1-2)

Daha çok kazanmak için ömrünü tüketen insan, bazen kazandığı malı kullanacak vakit bulamadan dünyadan ayrılır. Daha büyük bir ev için huzurunu kaybeder. Daha fazla mal için evladına ayıracağı zamanı azaltır. Daha yüksek bir makam için ibadetini ihmal eder.

Hâlbuki Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

لَيْسَ الْغِنَىٰ عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَىٰ غِنَى النَّفْسِ

“Zenginlik, malın çokluğu değildir. Asıl zenginlik, gönül zenginliğidir.” (Buhârî, Rikāk, 15; Müslim, Zekât, 120)

Aziz Müminler!

Kanaat, çalışmamak değildir. Kanaat, helalinden çalıştıktan sonra Allah’ın verdiğine razı olmak ve başkasının elindekine göz dikmemektir.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

قَدْ أَفْلَحَ مَنْ أَسْلَمَ، وَرُزِقَ كَفَافًا، وَقَنَّعَهُ اللَّهُ بِمَا آتَاهُ

“Müslüman olan, kendisine yetecek kadar rızık verilen ve Allah’ın kendisine verdiğine kanaat ettiği kimse kurtuluşa ermiştir.” (Müslim, Zekât, 125)

Öyleyse her gün biraz duralım ve kendimize soralım: Elimdeki nimetleri mi görüyorum, yoksa sahip olamadıklarımı mı düşünüyorum? Şükür mü ediyorum, sürekli şikâyet mi ediyorum?

Kanaat, azla yetinmekten önce gönlü hırstan kurtarmaktır.

Soframızda Bereket: Besmele, Şükür ve Paylaşmak

Kıymetli Kardeşlerim!

Bereketin en çok arandığı yerlerden biri soframızdır. Çünkü yemek, yalnızca karnımızı doyuran bir nimet değildir. Ailenin bir araya geldiği, muhabbetin çoğaldığı, nimetin paylaşıldığı bir buluşmadır.

Fakat bazen sofra doludur, gönüller birbirinden uzaktır. Bazen herkesin önünde yemek vardır ama kimse nimetin sahibini hatırlamaz. Bazen de küçücük bir sofra, besmeleyle, şükürle ve muhabbetle bereketlenir.

Resûlullah’ın (s.a.s.) ashabı bir gün şöyle dediler:

“Ey Allah’ın Resûlü! Yemek yiyoruz ama doymuyoruz.”

Peygamberimiz onlara şöyle sordu:

لَعَلَّكُمْ تَفْتَرِقُونَ؟

“Herhâlde ayrı ayrı yiyorsunuz?”

Onlar, “Evet.” deyince Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

فَاجْتَمِعُوا عَلَىٰ طَعَامِكُمْ، وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ، يُبَارَكْ لَكُمْ فِيهِ

“Yemeğinizin başında toplanın ve üzerine Allah’ın adını anın ki yemeğiniz sizin için bereketli olsun.” (Ebû Dâvûd, Et‘ime, 14; İbn Mâce, Et‘ime, 17)

Ne güzel bir öğüt!

Bir araya gelmek, besmele çekmek ve Allah’ı hatırlamak… İşte nebevî sofra adabı!

Rabbimiz şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin; eğer yalnız O’na kulluk ediyorsanız.” (Bakara, 2/172)

Demek ki sofrada üç önemli sorumluluğumuz var: Helalinden yemek, Allah’ın adını anmak ve nimete şükretmek.

Peki, yemeğe nasıl başlamalıyız?

Resûlullah (s.a.s.), bir çocuğa yemek adabını öğretirken şöyle buyurmuştur:

يَا غُلَامُ، سَمِّ اللَّهَ، وَكُلْ بِيَمِينِكَ، وَكُلْ مِمَّا يَلِيكَ

“Evladım! Allah’ın adını an, sağ elinle ye ve önünden ye.” (Buhârî, Et‘ime, 2; Müslim, Eşribe, 108)

Yemeğe besmeleyle başlayalım. Nimeti küçümsemeyelim. İsraftan kaçınalım. Soframızı ailemizle paylaşalım. Yemeğin sonunda da Rabbimize hamdedelim.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ لَيَرْضَىٰ عَنِ الْعَبْدِ أَنْ يَأْكُلَ الْأَكْلَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا، أَوْ يَشْرَبَ الشَّرْبَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا

“Kul bir yemek yediğinde Allah’a hamdetmesinden veya bir içecek içtiğinde Allah’a hamdetmesinden Allah razı olur.” (Müslim, Zikir, 89)

Ne büyük bir nimet! Bir lokma yiyoruz, Allah’a hamdediyoruz. Bir yudum su içiyoruz, Allah’a şükrediyoruz. Küçücük bir davranış, kulluğumuzun bir parçası hâline geliyor.

Bir de soframızdaki israfı düşünelim.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

“Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A‘râf, 7/31)

Bugün bir tarafta çöpe atılan ekmekler, diğer tarafta bir lokma ekmeğe muhtaç insanlar var. Bir tarafta ihtiyaçtan fazla tüketim, diğer tarafta temel ihtiyaçlarını karşılayamayan aileler var.

Mümin, nimetin değerini bilir. Yiyebileceği kadar alır. Sofrada kalanları değerlendirir. Ekmek kırıntısını bile küçümsemez. Çünkü bilir ki nimet emanettir.

Resûlullah (s.a.s.), yere düşen lokmanın üzerindeki kirin temizlenip yenilmesini ve lokmanın şeytana bırakılmamasını öğütlemiştir. (Müslim, Eşribe, 136)

Öyleyse sofralarımızda sünneti yaşatalım. Besmeleyle başlayalım. Şükürle bitirelim. İsraftan kaçınalım. Birbirimizle paylaşalım.

Bereketli sofra, yalnızca yemekle değil; besmeleyle, şükürle ve muhabbetle kurulur.

Paylaştıkça Azalmayan Nimet: Sadaka ve İnfak

Aziz Müminler!

İnsanın malını koruma isteği fıtridir. Fakat bazen bu istek, insanı paylaşmaktan alıkoyar. “Verirsem azalır.” diye düşünür. “Kendime zor yetiriyorum.” der. “Biraz daha biriktireyim, sonra yardım ederim.” diye erteler.

Peki, Kur’an bize ne öğretiyor?

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohumun durumu gibidir.” (Bakara, 2/261’den)

Bir tohum toprağa bırakılır. Sonra Allah’ın izniyle çoğalır. İnfak da böyledir. Kul Allah rızası için verdiğinde, Allah katında karşılığını bulur.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ

“Sadaka malı eksiltmez.” (Müslim, Birr, 69)

Bu hadis, sadakanın her zaman dünyadaki mal miktarını matematiksel olarak artıracağı anlamına gelmez. Bize öğrettiği şudur: Allah rızası için yapılan iyilik, kulun ahiretteki kazancını eksiltmez. Allah’ın lütfuyla malda, gönülde, ilişkilerde ve hayatın başka alanlarında hayırlara vesile olabilir.

Rabbimiz şöyle buyurur:

وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

“Siz Allah yolunda ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe’, 34/39)

Öyleyse yardımı ertelemeyelim. Bir ihtiyaç sahibini gördüğümüzde imkânımız ölçüsünde el uzatalım. Bir öğrencinin eğitimine destek olalım. Bir borçlunun yükünü hafifletelim. Bir yetimin başını okşayalım. Bir hastanın ihtiyacını karşılayalım.

Bazen verdiğimiz para azdır ama onunla bir evdeki üzüntü hafifler. Bazen verdiğimiz yemek küçüktür ama bir insanın duasına vesile olur. Bazen ayırdığımız vakit kısadır ama yalnız bir gönle umut verir.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

وَاللَّهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ

“Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da kulun yardımındadır.” (Müslim, Zikir, 38)

İşte bereketin yollarından biri de budur: Başkasının yükünü hafifletmek.

Bir insanın sıkıntısını giderdiğimizde yalnızca ona yardım etmiş olmayız. Kendi kalbimizi de cimrilikten, duyarsızlıktan ve bencillikten arındırmış oluruz.

Mal, saklandığında değil; Allah’ın rızası için kullanıldığında kulluk imtihanına dönüşür.

Helal Kazanç ve Dürüst Ticaret Bereketin Şartıdır

Kıymetli Kardeşlerim!

Bereket istiyoruz. Kazancımızın artmasını istiyoruz. Evimize huzur, çocuklarımıza hayır, ömrümüze anlam gelsin istiyoruz.

Peki, kazancımızı nasıl elde ediyoruz?

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin.” (Bakara, 2/168’den)

Helal kazanç, yalnızca bir geçim meselesi değildir. Aynı zamanda kulluk meselesidir.

Bir esnaf düşünelim. Malının kusurunu müşteriden gizliyor. Ölçüde hile yapıyor. Yalan söyleyerek satışını artırmaya çalışıyor. Dışarıdan bakıldığında kazancı büyüyor olabilir. Fakat bu kazanç, Allah’ın razı olduğu bir kazanç mıdır?

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَذَبَا وَكَتَمَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا

“Eğer doğru söyler ve gerçeği açıklarlarsa alışverişleri bereketlendirilir. Yalan söyler ve kusuru gizlerlerse alışverişlerinin bereketi giderilir.” (Buhârî, Büyû‘, 19; Müslim, Büyû‘, 47)

Ne kadar açık bir ölçü!

Doğruluk bereketi çağırır. Yalan ise bereketi yok eder.

Rabbimiz de şöyle buyurur:

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ ۝ الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ۝ وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar insanlardan ölçerek aldıklarında tam alırlar. Kendileri onlara ölçüp tarttıklarında ise eksik verirler.” (Mutaffifîn, 83/1-3)

Bu ayet yalnızca eski çarşıları ilgilendirmiyor. Bugünün iş hayatını da ilgilendiriyor. Eksik mal teslim etmeyi, kusurlu ürünü sağlam diye satmayı, yapılan işi eksik bırakmayı, sözleşmede verilen sözü tutmamayı da düşünmeliyiz.

İşveren işçinin hakkını zamanında vermelidir. İşçi de işini hakkıyla yapmalıdır. Esnaf müşteriyi aldatmamalıdır. Müşteri de haksızlık etmemelidir. Herkes kendi sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, Îmân, 164)

Öyleyse kazancımızın çokluğuyla değil, helalliğiyle övünelim. Çocuklarımıza yalnızca mal bırakmayı değil, helal lokmanın değerini öğretelim.

Çünkü helal lokma, insanın hem dünyasını hem de ahiretini ilgilendirir.

Haramla çoğalan mal, bereketin değil; ağır bir hesabın sebebi olabilir.

Ailede ve Ömürde Bereket

Aziz Kardeşlerim!

Bereket yalnızca para ve yemek değildir. Vakit de berekettir. Ömür de berekettir. Aile de berekettir. Sağlık, huzur, ilim ve güzel ahlak da birer nimettir.

Bazen insan çok yaşar ama ömründen hayırlı bir iz bırakamaz. Bazen daha kısa bir ömür yaşar ama yaptığı iyilikler, yetiştirdiği insanlar ve öğrettiği ilim yıllarca yaşamaya devam eder.

Rabbimiz şöyle buyurur:

وَالْعَصْرِ ۝ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ ۝ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ

“Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler başka.” (Asr, 103/1-3’ten)

Ömrün bereketi, yalnızca kaç yıl yaşadığımızla ölçülmez. O yıllarda ne yaptığımız da önemlidir.

Resûlullah (s.a.s.) ümmeti için sabahın erken saatlerinde bereket dilemiştir:

اللَّهُمَّ بَارِكْ لِأُمَّتِي فِي بُكُورِهَا

“Allah’ım! Ümmetime sabahın erken saatlerini bereketli kıl.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 78; Tirmizî, Büyû‘, 6)

Sabahı nasıl karşıladığımız önemlidir. Güne Allah’ı anarak başlamak, namazımıza dikkat etmek, işlerimizi planlamak ve vakti boş yere tüketmemek hayatımızı güzelleştirir.

Bir de ailelerimiz var.

Ailede bereket istiyorsak evlerimizi yalnızca eşyayla doldurmayalım. Sevgiyle, merhametle, güzel sözle ve ibadetle de dolduralım.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ

“Onlarla güzel bir şekilde geçinin.” (Nisâ, 4/19’dan)

Bu ilke aile hayatımızda da bize yol gösterir. Eşimize güzel davranalım. Çocuklarımızı dinleyelim. Büyüklerimize hürmet edelim. Evimizde kırıcı sözleri azaltalım. Özür dilemeyi ve affetmeyi bilelim.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ، وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِي

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (Tirmizî, Menâkıb, 63)

Demek ki iyi Müslüman olmak, yalnızca camide güzel görünmek değildir. Evinde de güzel ahlaklı olmaktır.

Akrabalık bağlarını korumak da bereket vesilesidir.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَيُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ

“Rızkının genişletilmesini ve ömrünün uzatılmasını isteyen kimse akrabalık bağlarını korusun.” (Buhârî, Büyû‘, 13; Müslim, Birr, 20)

Akrabayı arayalım. Hâlini soralım. Dargınlıkları büyütmeyelim. Yardıma ihtiyacı olana imkânımız ölçüsünde destek olalım.

Bereket bazen bir telefon görüşmesinde, bazen bir ziyaretin ardından, bazen de yıllardır süren bir kırgınlığı sona erdirmekte gizlidir.

Ömrün bereketi, yalnızca yaşanan yıllarda değil; o yıllarda dokunulan gönüllerdedir.

Bereketin Önündeki Engeller: İsraf, Nankörlük ve Kul Hakkı

Aziz Müminler!

Bereketi yalnızca istemek yetmez. Bereketi kaçıran davranışlardan da sakınmak gerekir.

Rabbimiz şöyle buyurur:

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ

“Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” (İbrâhim, 14/7)

Şükür, nimeti görmektir. Nimeti Allah’tan bilmektir. Nimeti O’nun razı olacağı yerde kullanmaktır.

Peki, şükür yerine sürekli şikâyet edersek ne olur? Elimizdeki nimetleri küçümser, başkasının sahip olduklarına bakarak hayatımızı karartırsak gönül huzurumuzu nasıl koruyabiliriz?

Rabbimiz şöyle buyurur:

وَقَلِيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ

“Kullarımdan şükredenler pek azdır.” (Sebe’, 34/13’ten)

Öyleyse şükreden kullardan olmaya çalışalım.

İkinci engel israftır. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmek, kullanılabilir nimetleri çöpe atmak, sırf gösteriş için harcamak bereket anlayışımızla bağdaşmaz.

Üçüncü engel ise kul hakkıdır.

Birinin hakkını yemek, işçinin ücretini geciktirmek, borcu ödemeye gücü olduğu hâlde ödememek, mirasta hak sahibini mahrum bırakmak, başkasının malını haksız yere almak… Bunlar yalnızca insanlar arasındaki sorunlar değildir. Ahirette de hesabı sorulacak davranışlardır.

Resûlullah (s.a.s.) gerçek müflisi anlatırken, dünyada namaz, oruç ve zekâtla gelen; fakat insanlara sövmüş, iftira etmiş, onların mallarını yemiş, kanlarını dökmüş ve haklarına girmiş bir kişinin sevaplarının hak sahiplerine verileceğini bildirmiştir. (Müslim, Birr, 59)

Ne büyük bir uyarı!

İbadetlerimizi yaparken insanlara haksızlık edemeyiz. Allah’a kulluk, kul hakkını gözetmeyi de gerektirir.

Öyleyse bereket istiyorsak kazancımızı gözden geçirelim. Borçlarımızı hatırlayalım. Üzerimizde hakkı bulunan insanlarla helalleşmeye çalışalım. İsrafı azaltalım. Şükürsüzlükten ve nankörlükten uzak duralım.

Bereketi isteyen, nimeti çoğaltmaya çalıştığı kadar nimetin hakkını vermeye de gayret etmelidir.

Hakîm b. Hizâm’ın İbretlik Kararı

Kıymetli Kardeşlerim!

Resûlullah’ın ashabından Hakîm b. Hizâm’ın hayatında hepimize önemli bir ders vardır.

Hakîm b. Hizâm, Peygamber Efendimizden dünya malı istemişti. Resûlullah (s.a.s.) ona malın göz alıcı ve tatlı olduğunu hatırlattı. Ardından, malı gönül tokluğuyla alan kimse için bereket olacağını; hırsla ve tamahla alan kimsenin ise bereketten mahrum kalabileceğini bildirdi.

Bu öğüt Hakîm’in kalbine dokundu. O da bir daha kimseden bir şey istememeye karar verdi. Nitekim Resûlullah’ın vefatından sonra kendisine verilen bazı tahsisleri dahi kabul etmedi. Bu olay, mal karşısında gönül tokluğunun ne kadar kıymetli olduğunu gösterir. (Buhârî, Zekât, 50; Nesâî, Zekât, 93)

Bu kıssanın bize öğrettiği şudur: İnsan bazen malını artırmakla değil, mala olan bağımlılığını azaltmakla huzur bulur.

Rabbimiz buyuruyor:

وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr, 59/9’dan)

Cimrilikten korunmak, malın tamamını dağıtmak demek değildir. Ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak, geleceği düşünmek ve meşru birikim yapmak da sorumluluğumuzdur. Ancak malın kalbimizi yönetmesine izin vermemeliyiz.

Mal elimizde olsun ama kalbimizde olmasın. Kazanalım ama kazancımız bizi Allah’tan uzaklaştırmasın. Biriktirelim ama paylaşmayı unutmayalım.

Mala sahip olmak başka, malın esiri olmak başkadır.

Sonuç: Bereket İçin Bugün Ne Yapabiliriz?

Aziz Müminler!

Bereketi konuştuk. Şimdi bu hakikatleri hayatımıza taşıyalım.

Bugün soframıza oturduğumuzda besmele çekelim. Nimete şükredelim. Yiyebileceğimiz kadar alalım. İsraf etmeyelim.

Kazancımızı gözden geçirelim. Helalinden kazanmaya gayret edelim. Ticaretimizde doğru olalım. Kimsenin hakkını yemeyelim.

İmkânımız ölçüsünde bir ihtiyaç sahibine yardım edelim. Bir yetimi sevindirelim. Bir borçlunun yükünü hafifletelim. Bir misafire ikramda bulunalım.

Ailemize güzel davranalım. Akrabalarımızı arayalım. Kırgınlıklarımızı gidermeye çalışalım. Sabahlarımızı değerlendirelim. Vaktimizi hayırlı işlerle dolduralım.

Ve her şeyden önce Rabbimize yönelip O’ndan bereket isteyelim.

Çünkü bereket yalnızca daha fazla mala sahip olmak değildir. Helal kazançtır. Huzurlu bir ailedir. Hayırlı evlattır. Faydalı ilimdir. İbadete ayrılabilen vakittir. Paylaşabilen bir gönüldür. Günah karşısında durabilen bir iradedir.

Bazen bereket, çok kazanmakta değil, azla huzur bulmaktadır. Bazen bereket, uzun yaşamakta değil, ömrü hayırla doldurmaktadır. Bazen bereket, elindekini artırmakta değil, elindekini doğru yerde kullanmaktadır.

Unutmayalım: Allah’ın verdiği nimetin kıymetini bilirsek, onu helalinden kazanır ve hayır yolunda kullanırsak bereket için doğru adımları atmış oluruz.

Rabbimiz bizleri nimetin kıymetini bilen, helalinden kazanan, şükreden, paylaşan ve bereketli bir ömür yaşayan kullarından eylesin.

Dua

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَىٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.

Allah’ım! Ey Rezzâk olan Rabbimiz! Ey nimetleri veren, rızıkları takdir eden, dilediğine dilediği kadar lütufta bulunan Yüce Mevlâmız!

Bize verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi nasip eyle. Gözümüzü haramdan, elimizi haksızlıktan, kalbimizi hırstan ve tamahkârlıktan koru.

Allah’ım! Kazancımızı helal, lokmamızı temiz, soframızı bereketli, evlerimizi huzurlu eyle. Bizi helalinden kazanan, kazandığını hayır yolunda kullanan, ihtiyaç sahiplerini gözeten kullarından eyle.

Ya Rabbi! Bize kanaat eden bir gönül, şükreden bir dil, iyilik için çalışan eller ve merhametle çarpan kalpler nasip eyle. Bizi dünyanın geçici süsüne aldananlardan değil, nimetleri Senin rızana ulaşmak için kullananlardan eyle.

Allah’ım! Evlerimize bereket ver. Eşlerimizin arasına muhabbet koy. Çocuklarımızı hayırlı, ahlaklı ve imanlı eyle. Büyüklerimize sağlık ve afiyet ver. Hastalarımıza şifa, borçlularımıza eda kolaylığı, darda kalan kardeşlerimize ferahlık ihsan eyle.

Ya Rabbi! Kazancımızı haramdan koru. Ticaretimize doğruluk, işlerimize kolaylık, ilmimize fayda, ömrümüze hayır ver. Bizi kimsenin hakkını yiyenlerden eyleme. Üzerimizde kul hakkı varsa onu ödemeyi ve hak sahipleriyle helalleşmeyi bize nasip eyle.

Allah’ım! Soframızdaki nimeti israftan, dilimizi şükürsüzlükten, kalbimizi cimrilikten, hayatımızı gösterişten koru. Bize verdiğin nimetleri Senin rızana uygun kullanmayı nasip eyle.

Ya Rabbi! Zenginliği yalnızca mal çokluğunda arayanlardan eyleme. Bize gönül zenginliği, helal rızık, huzurlu bir aile, faydalı ilim ve kabul olunan ameller ihsan eyle.

Allah’ım! Vaktimize bereket ver. Sabahlarımızı hayırlı, günlerimizi verimli, gecelerimizi ibadetle mamur eyle. Ömrümüzü imanla, Kur’an’la, sünnetle ve güzel amellerle bereketlendir.

Ya Rabbi! Bize verdiğin nimetleri elimizden aldıktan sonra kıymetini anlayanlardan eyleme. Sağlığımızın, ailemizin, gençliğimizin, vaktimizin ve imanımızın kıymetini henüz elimizdeyken bilmeyi nasip eyle.

Allah’ım! Mazlumlara yardım eyle. Açları doyur, evsizlere barınak, yetimlere sahip çıkacak merhametli kullar nasip eyle. Borç altında ezilenlere kolaylık ver. İş arayan kardeşlerimize helal ve hayırlı kapılar aç. Rızkını genişletirken bizi şükürden uzaklaştırma; darlıkla imtihan ettiğinde de sabrımızı ve imanımızı eksiltme.

Allah’ım! Bizi Peygamber Efendimizin sünnetine uyan, onun güzel ahlakını örnek alan, nimete şükreden, insanlara iyilik eden ve hayatına bereket kazandıran kullarından eyle.

اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيمَا رَزَقْتَنَا، وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ.

Allah’ım! Bize rızık olarak verdiklerini hakkımızda bereketli eyle ve bizi cehennem azabından koru.

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ.

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201)

وَصَلَّى اللَّهُ وَسَلَّمَ وَبَارَكَ عَلَىٰ نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلَىٰ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.