Allah’ın Kitabı: Sözlerin En Güzeli

Hamd, kullarına sözlerin en güzelini indiren, Kur’an’la gönülleri uyandıran ve doğru yolu gösteren Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Allah’ın kitabını insanlığa ulaştıran, onu okuyup açıklayan ve ahlâkında yaşayan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashâbına ve Kur’an’ın rehberliğine sarılan bütün müminlere olsun.

Aziz kardeşlerim, evimizde kıymetli bir kitabı korur, kaybolmasını veya zarar görmesini istemeyiz. Kur’an’a hürmetimiz ise bütün kitaplardan farklıdır; onun Rabbimizin kelâmı olduğunu biliriz. Fakat bu hürmetin yalnız mushafı güzel bir yerde saklamakla tamamlanmadığını da hatırlayalım. Allah’ın kitabı okunmak, anlaşılmak ve rehberliğiyle yaşamak için indirilmiştir. Bugün kendi kendimize soralım: Kur’an bizim evimizde nerede duruyor sorusunun yanında, bizim hayatımızda nerede duruyor sorusunu da sorabiliyor muyuz?

Bir âyeti duyduğumuzda gönlümüz etkilenebilir, bir tilâveti dinlerken huzur bulabiliriz. Bunlar kıymetli karşılaşmalardır. Bu karşılaşmanın devamında bir davranışımız değiştiğinde, kitabımızın hayatımıza açıldığını daha iyi hissederiz. Haksızlıktan dönmek, emaneti yerine getirmek, ailemize daha merhametli konuşmak ve Allah’ın çağrısına namazla yönelmek, okuduğumuz kitabın rehberliğine verilen cevaplardır. Sesimizin güzelliği kadar kalbimizin samimiyetini ve davranışımızın doğruluğunu da önemseyelim.

En doğru sözün önünde durmak

Câbir b. Abdullah’ın naklettiğine göre Peygamberimiz hutbesinde şöyle buyururdu:

إِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ وَأَحْسَنَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ…

“Sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabı, hâl ve tavrın en güzeli Muhammed’in hâl ve tavrıdır.” (Nesâî, Îdeyn, 22.)

Efendimiz burada kitabımız ile kendi örnekliğini birlikte hatırlatıyor. Kur’an’ı anlamak isteyen mümin, onun hayata nasıl taşındığını Peygamberimizin rehberliğinde öğrenir. Sözü dinler, uygulamasına bakar ve kendi davranışını bu ölçüyle düzeltir. Böylece Kur’an yalnız zihnimizde duran bir bilgi olmaz. Namazımızda, kazancımızda ve insanlarla ilişkimizde bize yön verir. Rabbimizin sözüne kulak veren kalp, nefsinin her isteğini haklı saymaktan vazgeçmeye çalışır.

İnsan, hoşuna giden mesajı kolayca benimser. Asıl gayret, alışkanlığını sorgulayan âyeti de dikkatle dinleyebilmektir. Kur’an bize bir kul hakkını hatırlattığında hemen mazeret aramayalım. Bir sorumluluğu ihmal ettiğimizi fark ettiğimizde kendimizi savunmak yerine doğru adımı düşünelim. Öğrenme, yanlışımızın önüne ayna koyabilir. O aynaya kızmak yerine Rabbimizin rahmetiyle kendimizi düzeltmeye çalışalım. Kitabımızın sözü, hayatımızdaki yalnız başkalarının değil kendi hatalarımızın da ölçüsü olsun.

Güvenilir meal ve tefsir okumak bu yüzden önemlidir. Bir âyeti bağlamından koparıp kendi öfkemize dayanak yapmayalım. Din adına hüküm verirken ehil bilgiye başvuralım. Kur’an’a bağlılığımız, onu istediğimiz anlamlara zorlamak değil, ne dediğini doğru anlamak için gayret etmektir. Bilmediğimiz yerde durabilmek ve öğrenmek için soru sormak, kitabımıza karşı saygımızın içindedir.

Peygamberimizin gözyaşı bize ne anlatır?

Hadislerle İslâm’da anlatıldığına göre Peygamberimiz Abdullah b. Mes’ûd’dan kendisine Kur’an okumasını istemiştir. İbn Mes’ûd, Kur’an kendisine indirilmişken nasıl okuyacağını sorunca Allah Resûlü başkasından dinlemeyi sevdiğini bildirmiştir. Nisâ sûresini okumaya başlayan İbn Mes’ûd, Peygamberimizin şahitliğini hatırlatan âyete geldiğinde onun gözlerinden yaşlar süzüldüğünü görmüştür. (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 33.)

Okunan âyet şöyledir:

فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍۭ بِشَهِيدٍۢ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدًۭا

“Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım onların hâli nice olacak!” (Nisâ, 4/41.)

Kardeşlerim, Peygamberimizin gözyaşı, Kur’an’ı dinlemenin kalbe nasıl bir sorumluluk getirdiğini gösterir. O, sadece güzel bir sesi dinlemiyor; Allah’ın huzurundaki hesabı ve insanlara ulaştırdığı mesajın ağırlığını hissediyordu. Biz de tilâveti dinlerken âyetlerin bize ne söylediğine kulak verelim. Kalbimiz her defasında aynı duyguyu yaşamayabilir; gözyaşı imanın tek ölçüsü değildir. Fakat kitabımızı anlamaya ve mesajına cevap vermeye çalışmak hepimizin sorumluluğudur.

Kur’an dinlerken dikkatimizin dağılmasını azaltabiliriz. Başka işlerin arasında istemeden duyduğumuz ses ile vakit ayırıp bilinçle dinlediğimiz tilâvet aynı karşılaşma değildir. Gücümüz yettiğince okumaya ve dinlemeye özel bir zaman ayıralım. Ardından bir mesajını öğrenelim. Bize hesap gününü hatırlatıyorsa günlük davranışımıza dönelim; merhameti öğretiyorsa bir kalbi koruyalım. Tilâvetin huzuru, bu sorumlulukla birleştiğinde hayatımıza daha derin yerleşir.

Zorlanan okuyucunun gayreti de değerlidir

Hz. Âişe’nin rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyurur:

مَثَلُ الَّذِى يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَهُوَ حَافِظٌ لَهُ مَعَ السَّفَرَةِ الْكِرَامِ، وَمَثَلُ الَّذِى يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَهُوَ يَتَعَاهَدُهُ وَهُوَ عَلَيْهِ شَدِيدٌ فَلَهُ أَجْرَانِ.

“Kur’an’ı ezberleyip okuyan kişi seçkin meleklerle birlikte olacaktır. Onu zorlanarak da olsa devamlı okumaya çalışan kişiye ise iki ecir vardır.” (Buhârî, Tefsîr, Abese, 1.)

Bu müjdeyi özellikle öğrenmekte zorlanan kardeşlerimiz duysun. Harfleri karıştırabilir, bazı kelimeleri tekrar etmek zorunda kalabilir ve yaşımız ilerlediği için yavaş öğrenebiliriz. Gayretimiz değersiz değildir. Peygamberimiz zorlanarak devam eden insanın çabasını da müjdeliyor. Bu yüzden mahcubiyet yüzünden mushafı kapatmayalım. Doğru okumayı öğrenmek için yardım isteyelim, sabırla tekrar edelim ve küçük ilerlemelerin kıymetini bilelim.

Bu hadis, yanlış okumakta ısrar etmeye değil öğrenme gayretine teşviktir. Ehil bir hocanın rehberliğinde telaffuzumuzu geliştirebiliriz. Bir defada çok okumaya çalışıp yorulmak yerine devam edebileceğimiz bir düzen kurabiliriz. Bir büyüğümüz yeni öğreniyorsa sabırla destek olalım; bir çocuk zorlanıyorsa küçümseyerek hevesini kırmayalım. Kur’an’ı güzel okuyan insan da yeteneğini başkasını utandırmak için kullanmasın. Güzel okuyuş, tevazu ve öğretme sorumluluğuyla daha da güzelleşir.

Bazen bir insanın ilk harfleri öğrendiği an, yılların içinde taşıdığı çekingenliği aşması anlamına gelir. O anı önemseyelim. “Bu yaşta mı?” demek yerine gayretini tebrik edelim. Dinimizi öğrenmenin belli bir yaşta kapanan kapısı yoktur. Rabbimizin kitabına yaklaşmak isteyen kişinin önüne insanların alayını koymayalım. Kur’an yolunda yavaş ilerleyen bir adım, vazgeçmeden yürüdüğünde çok kıymetlidir.

Öğrenirken öğretmeye de hazırlanmak

Hz. Osman’ın naklettiği hadiste Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ.

“Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 15.)

Bu hayır yolunda her birimizin farklı imkânı vardır. Ehil olan insan doğru okumayı öğretebilir; başka bir kardeşimiz bir çocuğun öğrenim imkânına yardımcı olabilir. Bir anne baba evde düzenli okumaya zaman ayırabilir. Bir komşu, öğrenmek isteyen büyüğünü kursa götürebilir. Bilmediğimiz şeyi öğretmeye kalkışmadan, doğru öğrenmenin önünü açacak desteği sunabiliriz. Hayır, yalnız dersi verenin değil, öğrenmenin yolunu kolaylaştıranın hayatında da yer bulur.

Öğretmenin dili, kitabın mesajına yakışmalıdır. Sabırla düzeltmek, öğrencinin seviyesini gözetmek ve küçük başarısını fark etmek önemlidir. Çocuğu Kur’an’dan korkar hâle getiren bir sertlik, hedeflediğimiz yakınlığı zedeler. Disiplin ile gönül kırmayı birbirine karıştırmayalım. Öğrenme sorumluluğunu korurken merhametimizi de koruyabiliriz. Kitabımızın ahlâkını öğreten kişi, o ahlâkı öğretme biçiminde de göstermeye çalışmalıdır.

Kur’an bilgimizi öğrenirken sadece ses ve harflerle sınırlı kalmayalım. İbadetlerimizin anlamını, âyetlerin çağırdığı doğruluğu ve Rabbimizin emirlerini de öğrenelim. Okuyuşunu geliştiren mümin davranışını da geliştirsin. Bir âyeti ezberleyen çocuk, onun öğrettiği güzel bir davranışı yaşamak için teşvik edilsin. Böylece ezber zihinde, anlam kalpte ve ahlâk hayatta birlikte yer bulur. Allah’ın kitabına yakınlık, insanı bütünüyle güzelleştiren bir gayrete dönüşür.

Kitabımız için gündelik bir vakit

Hepimiz günün yetmediğini söyleyebiliriz. İş, okul ve aile sorumlulukları gerçektir. Fakat telefonda geçirdiğimiz küçük vakitleri de dürüstçe düşünelim. Kur’an’la buluşmak için bütün günümüzün boşalmasını beklemek yerine, sürdürebileceğimiz bir zaman seçebiliriz. Sabah veya akşam birkaç dakikalık bir okuma, anlamını öğrenmek için kısa bir çalışma ve bir mesajı düşünmek, düzenli olduğunda kalbimizi besler. Büyük bir başlangıç yapıp bırakmaktansa devam edebildiğimiz gayret değerlidir.

Bu düzeni ailemize baskıya dönüştürmeden kurabiliriz. Çocuğun yaşını, bir büyüğün sağlık durumunu ve herkesin imkânını gözetelim. Ama kitabımızı sürekli ertelenen bir iş hâline de getirmeyelim. Aile içinde birlikte okunan bir bölümün ardından günümüzdeki bir davranışı konuşabiliriz. Birbirimizin kusurunu saymak yerine, o mesajın bize nasıl yardımcı olacağını soralım. Kitabın rehberliği evimizde ortak bir iyilik arayışına dönüşsün.

Kur’an okumayı yalnız ramazana veya vefat zamanlarına bırakmak bizi günlük rehberliğinden uzaklaştırır. Yasımızda kitabımıza yönelmemiz kıymetlidir; aynı bağlılığı hayatta olduğumuz her gün taşımaya çalışalım. Henüz bir yanlış yapılmadan doğruyu öğrenmek, bir kalp kırılmadan merhameti hatırlamak ve bir emanet ihlâl edilmeden sorumluluğu bilmek gerekir. Kitabımız yaşayan insanın yolunu aydınlatır. Bugünkü kararlarımızın içine o aydınlığa yer açalım.

Okuduğumuz âyet davranışımıza değsin

Bir insan Kur’an’ın adalet öğüdünü öğrenip aile içindeki paylaşımlarda haksız davranıyorsa bilgisinin karşılığını yeniden düşünmelidir. Emaneti anlatan âyeti okuyup borcunu ödeyebildiği hâlde geciktiriyorsa kendi sorumluluğuna dönmelidir. İyilikten söz eden âyetleri dinleyip ihtiyaç sahibine sürekli küçümseyerek yaklaşıyorsa üslubunu düzeltmelidir. Bu muhasebeyi başkasına yöneltmeden önce kendimiz için yapalım. Rabbimizin sözü, bize bir insanın hatasını bulmaktan önce kendi yanlışımızı düzeltme çağrısıdır.

Âyetleri hayatımıza taşımak, her okuduğumuzdan acele bir hüküm çıkarmak değildir. Doğru bilgiye ve açıklamaya ihtiyaç duyarız. Güvenilir bir mealden başlayabilir, tefsire başvurabilir ve ehil bir hocaya sorabiliriz. Bir konuda farklı açıklamalar varsa onları öğrenmeden insanları suçlamayalım. Kur’an’ı sevdiğimizi gösterirken bilgiye karşı tevazumuzu da gösterelim. Doğruyu arayan dil, bilmediği yerde kesin konuşmaktan sakınır.

Bu gayret içinde birbirimize yardımcı olalım. Kitabını okumayı öğrenmek isteyen gencin hevesini destekleyelim. Düzenli okuyamayan büyüğümüz için uygun bir yol bulalım. Bir kardeşimizin yanlış bilgisini fark edersek onu herkesin önünde utandırmadan düzeltelim. Kur’an’ın rehberliğini anlatırken merhameti eksiltmeyelim. Kitaba yakınlaştıran davranışlarımız, öğrendiğimiz âyetlerin hayattaki güzel karşılığı olsun.

Gözyaşını davranışımıza taşıyabilmek

Aziz kardeşlerim, Peygamberimizin Kur’an dinlerken gözlerinin dolması bize yalnız güzel bir duyguyu anlatmıyor. Okunan âyetin sorumluluğunu duyan bir gönlü gösteriyor. Biz de bazen etkilenir, dinlerken ağlar ve sonra gündelik hayatımıza döneriz. Elbette o gözyaşını küçümsemeyiz; fakat kalbimizde uyanan hassasiyetin davranışımızı da değiştirmesini isteriz. Bir insanın hakkını düşünerek duygulandıysak o hakkı ödemek için gayret edelim. Yetimin hâline içimiz sızladıysa gücümüzün yettiği bir yardıma yöneltelim. Kur’an karşısında yumuşayan kalbimizin evde tekrar katılaşmamasına dikkat edelim.

Bir âyeti dinlemek insana kendi mazeretini de gösterebilir. Her zaman başkasını suçladığımız bir meselede kendi payımızı fark ederiz. Bir tartışmada yalnız bizi inciten sözü hatırlarken bizim söylediğimiz kırıcı cümleyi de düşünmeye başlarız. Kitabın öğüdü böylece bizi kendimize döndürür. Bu dönüşü hemen savunmaya geçerek durdurmayalım. “Benim şartlarım farklı” diyerek her nasihatin dışında kalmaya çalışmayalım. Elbette şartlarımız vardır; fakat şartlarımızın içinde yapabileceğimiz bir doğru da vardır. Kur’an’ın çağrısını duyan gönül o doğruyu arar.

Gözyaşı her insanda aynı biçimde görünmez. Bazı kardeşimiz duygusunu açıkça gösterir, bazısı sessizce düşünür. Bu yüzden birbirimizin imanını ağlamasına yahut ağlamamasına bakarak ölçmeyelim. Allah kalplerimizi bilir. Bizim bakacağımız yer, dinlediğimiz hakikate nasıl karşılık verdiğimizdir. Bir insanın sessizce yaptığı özür, dürüstçe ödediği borç veya sabırla sürdürdüğü hizmet, içindeki yönelişin gerçek bir karşılığı olabilir. Duygunun kıymetini korurken gösterisini ölçü yapmayalım; samimiyetin Allah katındaki değerini unutmayalım.

Yarışır gibi okumadan anlamına yaklaşmak

Kur’an’ı güzel okumak değerli bir gayrettir. Ancak sürekli sayfa ve süre hesabına odaklandığımızda okuduğumuz sözün bizimle ne konuştuğunu kaçırabiliriz. Bir sûreyi bitirdiğimizde yalnız “Kaç dakikada okudum?” diye düşünmeyelim; “Bu sûre bana hangi sorumluluğu hatırlattı?” diye de soralım. Telaffuzumuzu geliştirmeye çalışırken anlamını öğrenmek için güvenilir bir meal ve açıklamaya zaman ayıralım. Okuyuş ile anlayış birbirini desteklesin. Anlamı öğrenmek Arapça okumayı değersizleştirmez; Arapça okumak da anlamı arama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bir gün kısa bir bölüm üzerinde durmak, bize uzun bir okuyuşun yanında ayrı bir derinlik kazandırabilir. Fakat bir âyeti kendi arzumuzun istediği yere çekmemeliyiz. Öncesini ve sonrasını öğrenmek, açıklamasını okumak ve gerektiğinde sormak gerekir. Kur’an’ın dili adına konuşmak ağır bir sorumluluktur. Bize güzel görünen her yorumun kitabın kastı olduğunu söylemeyelim. Anlamaya çalışırken hem açık bir kalp hem dikkatli bir dil taşıyalım. Dinimizin öğüdünü anlatırken doğruluk, etkileyici konuşmaktan daha önceliklidir.

Bu ölçü çocuklarımızla yaptığımız okumada da faydalıdır. Her yanlış telaffuzda sertçe durdurmak, okumayı bir korku hâline getirebilir. Doğruyu sabırla öğretelim, ilerlemeyi takdir edelim ve öğrendiği sûrenin anlamından yaşına uygun bir mesaj konuşalım. Küçük bir çocuk Fâtiha’yı okurken yalnız bir görev tamamladığını değil, Rabbine yöneldiğini hissetsin. Öğretmeninin ve ailesinin sabrı o yönelişi güvenle beslesin. Kitabı sevdiren eğitim, harfi düzeltirken gönlü kırmamaya çalışır.

Kur’an’ın çağrısını zor günümüzde de duymak

Bolluk ve rahatlık gününde okumaya vakit bulabiliriz; fakat zorluk geldiğinde kalbimiz bazen aynı kitaba yaklaşmakta zorlanır. Yorgunluk, kaygı yahut bir kayıp sebebiyle uzun süre okuyamadığımız olabilir. Kendimizi bütünüyle uzaklaşmış saymayalım. Gücümüzün yettiği kadar yeniden başlayalım; bir sûreyi dinlemek, kısa bir bölümü okumak veya bir âyetin anlamını düşünmek de kalbimizin yönünü korumaya yardımcı olabilir. Duyduğumuz acının hemen geçmesini şart koşmadan Rabbimizin rehberliğine sığınalım. İman, bütün zorlukların bir anda çözülmesi değil, zorluk içinde doğru yönü kaybetmemeye çalışmaktır.

Kitabı sıkıntıda yalnız kesin bir sonuç almanın aracı gibi de görmeyelim. Belirli bir okuyuşu yapınca mutlaka arzu ettiğimiz olayın gerçekleşeceğini kaynak göstermeden vaat etmek doğru değildir. Dua eder, Allah’tan yardım ister ve Kur’an’ın rehberliğinden güç alırız; sonucu ise Rabbimizin hikmetine bırakırız. Tedavi gereken yerde tedavi, hak aramak gereken yerde meşru gayret ve destek gereken yerde destek birlikte devam eder. Kur’an’a bağlılığımız bizi gerçek sorumluluğumuzdan uzaklaştırmasın; o sorumluluğu umutla taşımamızı sağlasın.

Öğretmenin de öğrenenin de emaneti

“Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir” hadisini dinlerken yalnız bir unvana ulaşmayı düşünmeyelim. Öğretmenin omzuna bir emanet konur. Öğrettiğinin doğru olmasına, öğrencisinin hâline ve kendi davranışının verdiği örneğe dikkat etmesi gerekir. Kur’an dersine başlayan bir kardeşimiz geçmişte neden öğrenemediğini anlatmak zorunda değildir. Onu mahcup eden sorular yerine bugün attığı adımı destekleyelim. Erişebileceği bir ders, anlayabileceği bir anlatım ve tekrar edebileceği bir düzen bulmasına yardımcı olalım.

Öğrenenin sorumluluğu da gayretini küçümsememektir. Birkaç hata yaptı diye tamamen vazgeçmesin; başkasının hızını kendi imkânına ölçü yapmasın. Zorlanarak okuyan için bildirilen müjde, emek veren gönle bir tesellidir. Hatasını fark edip düzeltmeye devam etsin, bildiğini tekrar etsin ve anlamını öğrenme isteğini canlı tutsun. Bir gün öğrendiği kısa bir sûreyle namaz kılarken duyduğu sevinç, yıllardır ertelediği bir kapının açılması olabilir. O kapının önünde birbirimize sabırla eşlik edelim.

Dinlediğimiz kitabın karşısında susabilmek

Kur’an dinlerken zihnimiz başka işlerle dolabilir. Okuyuş devam ederken konuşabilir, mesajlara bakabilir yahut yalnız sıranın bitmesini bekleyebiliriz. İmkânımız olan yerde dikkatimizi toparlayıp gerçekten dinlemeye çalışalım. Bir insan bize önemli bir söz söyleyince nasıl yüzümüzü ona çeviriyorsak kitabımızı dinlerken de ne duyduğumuzu fark edelim. Gönlümüzün dağılması insan oluşumuzun bir tarafıdır; fakat bu dağınıklığı değişmez bir alışkanlık saymayalım. Uygun bir vakit ve daha sakin bir ortam bulmak mümkündür.

Mukabeleye yahut derse gelen kardeşimizin imkânı farklı olabilir. Yaşlıdır, işitirken zorlanır veya okumayı henüz yeni öğrenmektedir. Ona takip edebileceği bir düzen sunmak, kitabın öğrenilmesini kolaylaştıran bir hizmettir. Okuyanın hızını yalnız kendi rahatına göre ayarlaması her dinleyiciye fayda vermeyebilir. Öğrenenleri düşünmek, gerektiğinde tekrar etmek ve soru için vakit ayırmak gerekir. Kur’an hizmetinin içinde insanın gerçek ihtiyacını görme hassasiyeti bulunsun.

Kendimiz dinlerken etkilendiğimiz bir âyeti daha sonra anlamıyla yeniden okuyabiliriz. O öğüdü hemen bütün çevremize dağıtmadan önce kendi davranışımızda taşıyalım. Gıybetin yanlışlığını öğrendiğimizde o günkü konuşmamızı, israfı öğrendiğimizde soframızı ve hakkaniyeti öğrendiğimizde bir kararımızı düşünelim. Böylece dinlemek tek bir zaman diliminde bitmez; hayatımızın içinde devam eder. Allah’ın kitabının güzel sesi kulağımızda, doğru çağrısı kararımızda ve merhametli ölçüsü ilişkilerimizde yer bulsun.

Okumaya başlamak için bütün şartların kusursuzlaşmasını beklemeyelim. Kısa fakat düzenli bir vakit belirleyebilir, gerektiğinde yardım isteyebiliriz. Bir gün aksadığında kendimizi bütünüyle başarısız saymadan yeniden devam edelim. Kur’an’la ilişkimiz yalnız görev yetiştirme telaşı değil, Rabbimizin rehberliğine dönme arzusu taşısın. Az okuduğumuz günün de anlamını düşünelim; çok okuduğumuz günün de ahlâkımıza ulaşmasını isteyelim. Kitabımızın hatırlattığı doğru bugün evimizin içinde bir davranışa dönüşsün.

Bugünkü buluşmamızı ertelemeyelim

Muhterem kardeşlerim, bugün eve dönünce kitabımızı açalım. Okuyabildiğimiz kadar okuyalım, anlamını öğrenmek için vakit ayıralım ve bir mesajını günümüze taşıyalım. Öğrenmekte zorlanıyorsak yardım isteyelim. İhmal ettiğimiz için mahcup olsak da yeniden başlayalım. Rabbimizin kitabıyla aramızdaki bağ, geçmiş eksikliklerin arkasına saklanmadan bugünkü samimi adımla güçlenir.

Güzel bir tilâvet bizi etkilediğinde bu etkinin bir davranışa dönüşmesini isteyelim. Bir kul hakkını iade etmek, ailemize daha dikkatli konuşmak veya yalnız bir insanın yükünü hafifletmek mümkündür. Mushafı açtığımızda kalbimizi de onun öğüdüne açalım. Rabbimiz bize kitabını doğru okumayı, doğru anlamayı ve samimiyetle yaşamayı nasip etsin. Ömrümüzün her döneminde Kur’an’ın rehberliğine yeniden yaklaşmayı isteyelim.

Kaynaklar

Esas alınan konu: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, I, 551–562, “Allah’ın Kitabı: Sözlerin En Güzeli”. Hadislerin Arapça lafızları eserin özgün metin sayfalarıyla kontrol edilmiştir; kullanılan rivayetlerin kaynakları ilgili alıntıların yanında belirtilmiştir.

Diyanet özgün hadis metni: I, 551.

Diyanet özgün hadis metni: I, 552.

Kur’an’la yaşayabilmek için dua

Allah’ım! Kitabını bize rehber, kalplerimize huzur ve hayatımıza doğru ölçü kıl. Onu okumayı öğrenenlere kolaylık, zorlananlara sabır ve öğretenlere merhamet nasip et. Bizi Kur’an’ı yalnız dinleyen değil, öğüdüne cevap veren kullarından eyle.

Rabbimiz! Evlerimizde kitabına vakit ayırmayı, çocuklarımızı sevgiyle öğrenmeye teşvik etmeyi ve gençlerimizin sorularına doğru kaynaklarla yaklaşmayı bize öğret. Dilimizin güzelliğini ahlâkımızın güzelliğiyle tamamla. Âyetlerini kendi öfkemize ve çıkarımıza dayanak yapmaktan, bilmediğimiz hükümlerle insanları incitmekten bizi koru. Hak sahibinin hakkını yerine getirecek samimiyet ver.

Allah’ım! Kur’an’ı ihmal ettiğimiz günleri bağışla; bugün yeniden başlayan gayretimizi kabul eyle. Peygamberimizin örnekliğinden bizi ayırma. Okuduğumuz her öğüdün hayatımızda hayırlı bir karşılığı olsun. Son nefesimize kadar kitabının aydınlığında yürümeyi, huzuruna imanla gelmeyi ve rahmetine kavuşmayı nasip et. Âmin.