Hadislerle İslâm.. "Abdest ve Teyemmüm" Konulu Hadislerle İslâm Vaazı sitemize eklenmiştir..
Abdest ve Teyemmüm
Hamd, kullarına temizlenmeyi öğreten, ibadete hazırlık yollarını bildiren ve güçlük zamanında kolaylık lütfeden Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, abdestiyle, namazıyla ve merhametli rehberliğiyle bize kulluğun güzelliğini gösteren Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun ailesine, ashâbına ve yolundan yürüyen bütün müminlere olsun.
Aziz kardeşlerim! Ezanı duyduğumuzda çoğumuzun yaptığı ilk işlerden biri abdest için hazırlanmak olur. Ellerimiz suya uzanır, yüzümüzü yıkar, Rabbimizin huzuruna durmak için günlük meşguliyetimizden ayrılırız. Bu tanıdık davranışı bazen aceleyle yapıp geçebiliriz. Bugün abdestin bize ne öğrettiğini ve suyu kullanamadığımız zaman teyemmümün nasıl bir rahmet kapısı olduğunu birlikte düşünelim.
Bir musluğun başında başlayan bu hazırlık, namazımızla ve namazdan sonra sürdüreceğimiz hayatla ilgilidir. Bedenimiz temizlenirken gönlümüz de Rabbimize yönelsin. Yıkadığımız ellerimizin hangi işe uzandığını, yüzümüzün hangi bakışa döndüğünü, ayaklarımızın hangi yola gittiğini hatırlayalım. Abdestimizin özeni, yalnız birkaç dakikamızı değil, kulluğumuzun bütününü güzelleştirmeye vesile olsun.
Abdest, namaz için bilinçli bir hazırlıktır
Rabbimiz, abdestin temel gereklerini ve teyemmüm kolaylığını aynı ayette bildirir:
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغْسِلُوا۟ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى ٱلْمَرَافِقِ وَٱمْسَحُوا۟ بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى ٱلْكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَٱطَّهَّرُوا۟ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءً فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” (Mâide 5/6. Diyanet İşleri Başkanlığı meali.)
Ayetin başında namaz için hazırlanan mümine nasıl temizleneceği öğretilir; sonunda ise Allah’ın bize güçlük çıkarmak istemediği, bizi arındırmak ve nimetini tamamlamak istediği hatırlatılır. Bu iki tarafı birlikte görelim. Emirleri özenle yerine getiririz, geçerli mazeretimiz olduğunda verilen kolaylığı da kabul ederiz. Kulluğumuzun ölçüsünü ne kendi rahatlığımız ne de gereksiz yere ağırlaştırdığımız kurallar belirlesin.
Abdest, sıradan bir el ve yüz yıkamasından daha özel bir ibadet hazırlığıdır. İnsan bedenen temiz olabilir, fakat abdesti bozulduysa namaz için yeniden abdest alır. Cünüplük hâlinde ise gereken temizlik gusüldür. Bunları birbirinin yerine gelişigüzel koymayalım. İbadetimizi öğrenmek, Rabbimize yönelişimizin ciddiyetidir. Bilmediğimiz meseleleri sorarak doğru bilgiyi edinmekten çekinmeyelim.
Ülkemizde yaygın olarak öğretilen Hanefî uygulamaya göre yüzü, dirseklerle birlikte kolları ve topuklarla birlikte ayakları yıkamak, başın gerekli kısmını mesh etmek abdestin farzlarıdır. Niyet, besmele, ağız ve burun temizliği ve diğer sünnetlerle abdestin güzelliği tamamlanır. Farklı mezheplerde bazı ayrıntıların hükmü farklıdır; bu farklılıklar, güvenilir bilgiyle öğrenildiğinde bizi tartışmaya değil anlayışa götürmelidir.
Sevgili Peygamberimizin abdestini ashâbı dikkatle gözlemledi ve kendilerinden sonrakilere öğretti. Hz. Ali’nin su isteyip ellerini, ağzını ve burnunu, yüzünü, kollarını ve ayaklarını yıkayarak başını mesh ettiği; ardından Peygamberimizin abdest alışını gösterdiğini söylediği rivayet edilmiştir. (Ebû Dâvûd, Tahâret, 51.) Burada sözle öğretmek kadar göstererek öğretmenin de kıymeti vardır.
Çocuklarımız abdest almayı öğrenirken yalnız eline bir kitap verip kendi başına yapmasını beklemeyelim. Yanında duralım, uygun bir şekilde gösterelim, sorularına sabırla cevap verelim. Bir yeri eksik yıkadıysa herkesin önünde mahcup etmeyelim. Bugün birlikte yaptığımız bir hazırlık, yarın onun namazla kuracağı bağın güzel bir hatırası olabilir. Öğrettiğimiz ibadetin yanında verdiğimiz güven de önemlidir.
Büyük yaşta öğrenmek isteyen bir kardeşimiz de utanmasın. Çocukluğunda yeterli eğitim alamamış olabilir; uzun zaman sonra ibadete dönüyor olabilir. Cami cemaatimiz, onun sorusunu küçümseyen bir yer olmasın. Doğru uygulamayı göstermek, gerektiğinde güvenilir bir din görevlisine yönlendirmek ve öğrenme cesaretini korumak hepimizin yapabileceği bir hizmettir.
Namaza hazırlık için biraz vakit ayırmak da abdestimizi güzelleştirir. Son anda yetişmeye çalışıp uzuvlarımızı eksik bırakmamak için mümkün olduğunca günümüzü düzenleyelim. Bir iş toplantısını, yolculuğu yahut evdeki işleri planlarken namaz vaktini de düşünelim. Her şartta aynı imkânı bulamayabiliriz; fakat hazırlığımızı ciddiye almak, ibadetimizin günlük hayatımızda yer bulmasını kolaylaştırır.
Yıkanan ellerimiz, yanlışından da dönsün
Hz. Osman, güzelce alınan abdestin ve ardından kılınan namazın kıymetini Peygamberimizin şu sözüyle hatırlatır:
عَنْ حُمْرَانَ، فَلَمَّا تَوَضَّأَ عُثْمَانُ قَالَ:... سَمِعْتُ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: “لاَ يَتَوَضَّأُ رَجُلٌ فَيُحْسِنُ وُضُوءَهُ، وَيُصَلِّى الصَّلاَةَ إِلاَّ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الصَّلاَةِ حَتَّى يُصَلِّيَهَا.”
“Hz. Osman, Peygamberimizin şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Bir kimse abdest alır ve güzelce abdest almaya özen gösterir, ardından da namaz kılarsa, bu abdestle namaz arasında işlediği günahlar o namazı kılıncaya kadar mutlaka bağışlanır.” (Buhârî, Vudû’, 24; hadis no. 160; Müslim, Tahâret, 5.)
Bu müjde, kulun yeniden arınabilmesi için büyük bir ümittir. Abdest alır, namazla Rabbine yönelir ve bağışlanmasını umar. Ancak bu ümidi, yaptığımız bütün haksızlıkların sorumluluğundan otomatik olarak kurtulduğumuzu düşünmeye çevirmeyelim. Günahlara kefaret hakkındaki bu müjdeler, büyük günahlardan tevbe ve kul hakkını telafi sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İbadetimiz, bu sorumluluklarımızı daha dikkatle görmemizi sağlasın.
Ebû Hüreyre’nin naklettiği bir başka hadis, abdestle arınmayı uzuvlarımız üzerinden anlatır:
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ –أَوِ الْمُؤْمِنُ– فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ –أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ– فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ –أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ– فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلاَهُ مَعَ الْمَاءِ –أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ– حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ.”
“Müslüman yahut mümin bir kişi abdest alıp yüzünü yıkayınca gözleriyle baktığı her günah suyla yahut suyun son damlasıyla yüzünden çıkar. Ellerini yıkayınca elleriyle işlediği her günah suyla yahut suyun son damlasıyla çıkar. Ayaklarını yıkayınca ayaklarının yürüyerek işlediği her günah suyla yahut suyun son damlasıyla çıkar. Sonunda günahlarından arınmış olur.” (Müslim, Tahâret, 32; Tirmizî, Tahâret, 1.)
Hadisi dinlerken yüzümüzü, ellerimizi ve ayaklarımızı bir daha düşünelim. Gözlerimizle neye bakıyoruz, ellerimizle hangi işlere uzanıyoruz, ayaklarımızla hangi yerlere gidiyoruz? Peygamberimizin verdiği müjdeye sevinirken bu uzuvlarımızı yeni yanlışlardan korumaya da niyet edelim. Su yüzümüzden akıp giderken, kalbimizde doğruya dönmek isteyen bir gayret de belirsin.
Gözümüzle gördüğümüz bir güzellik için Allah’a şükredebiliriz; aynı gözle bir başkasının kusurunu aramaktan sakınabiliriz. Ekranımızda önümüze gelen her görüntüye kendimizi teslim etmek zorunda değiliz. Başkasının özel hayatını merak ederken mahremiyetini ihlal edip etmediğimizi düşünelim. Abdeste hazırlanan göz, günlük hayatında da Rabbimizin ölçüsünü hatırlasın.
Ellerimizi yıkarken emeğimizi ve kazancımızı hatırlayabiliriz. Aynı el helâl bir işte çalışır, çocuğunun başını okşar, yaşlısına destek olur. Fakat aynı el bir hakkı alıkoyabilir, bir mesajla iftira yayabilir yahut öfkeyle zarar verebilir. Rabbimizden ellerimizi iyiliğe vesile kılmasını isteyelim. Bu isteğin gereği olarak hak sahibine hakkını teslim etmeye de başlayalım.
Ayaklarımızın gittiği yol da önemlidir. Bir hastayı ziyaret etmeye, helâl işimize, camimize, yardım bekleyen bir insana yürümek güzel bir gayrettir. Bize yahut başkasına zarar verecek bir alışkanlığın yolunu ise kapatmaya çalışalım. İnsan bir anda bütün hayatını değiştiremeyebilir; fakat her abdestinde yeniden doğru yola yönelmeyi hatırlayabilir.
Abdest alırken uzuvlarımızın sorumluluğunu düşünmek faydalıdır; ancak her uzuv için mutlaka belirli bir dua okumayı ibadetin şartı gibi göstermeyelim. Sünnet olarak nakledilen duaları güvenilir biçimde öğrenelim. Kendi ihtiyacımızı da uygun bir dille Rabbimize arz edebiliriz. Bilmediğimiz lafızları tahmin ederek Peygamberimize nispet etmek yerine, bildiğimiz doğru sözle samimiyetle yönelmek daha güvenli bir yoldur.
Abdesthane ile namaz arasında geçen o kısa zamanda telefonumuzu bir kenara koyabilir, az sonra kimin huzurunda duracağımızı düşünebiliriz. Namazımızda bütün dikkatimizi her an kusursuzca koruyamayabiliriz; yine de bu hazırlık kalbimizi toparlamaya yardımcı olur. Namazdan sonra da ailemize, işimize ve komşumuza daha ölçülü davranmak için aynı dikkati taşıyalım.
Güzelce temizlenelim, suyu israf etmeyelim
Kardeşlerim, abdestin özeniyle suyun ölçülü kullanılması birbirini tamamlar. Az su kullanmak adına gerekli yeri kuru bırakmak doğru olmadığı gibi, musluğu sürekli açık tutup ihtiyaçtan fazlasını akıtmak da doğru değildir. Uzuvlarımızı gerektiği gibi temizlemek, suyu bir emanet olarak görerek yapılabilir. İbadet niyetimiz, kullanılan nimeti koruma sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz.
Enes b. Mâlik, Peygamberimizin bir müdd su ile abdest aldığını nakleder. (Buhârî, Vudû’, 47; hadis no. 201.) Müdd, o dönemde kullanılan bir ölçüdür. Buradan kendimize, herkese aynı miktarı zorunlu kılan bir sınır çıkarmayalım. Öğrenmemiz gereken, Peygamberimizin temizliği büyük bir su savurganlığına ihtiyaç duymadan yerine getirdiğidir. Biz de kendi şartlarımızda yeterli ve ölçülü kullanımın yolunu bulalım.
Musluğu kısarak, uzuvlarımızı ovalarken gereksiz akışı durdurarak yahut uygun bir kap kullanarak suyu koruyabiliriz. Çocuğumuza abdest öğretirken bu dikkati de gösterelim. Suyu kullanmanın bedelini ödeyebilmek, onu sınırsızca tüketme hakkı kazandırmaz. Ortak su kaynakları, bizden sonra yaşayacak insanların ve diğer canlıların ihtiyacıyla da ilgilidir.
Cami abdesthanelerinde kırık, sürekli akıtan bir musluk gördüğümüzde sorumlusuna haber verelim. Zemini gereksiz yere ıslatıp ardından gelecek insanın kaymasına sebep olmayalım. Yaşlı yahut hareket güçlüğü yaşayan kardeşlerimiz için uygun oturma ve tutunma imkânları düşünelim. İbadete hazırlanırken başkasının güvenliğini ve rahatını korumak, cami kardeşliğimizin somut bir karşılığıdır.
Abdest uzuvlarının yıkanması konusunda aceleci olmayalım. Topuklarımızın, parmak aralarının ve gerekli diğer yerlerin suyla buluşmasına dikkat edelim. Her şeyi yalnız hızla bitirmeye çalışırsak öğrenilmiş bir ibadeti alışkanlıkla eksik yapabiliriz. Öte yandan, yerinde bir dikkat gösterdikten sonra aynı yeri sınırsızca tekrar yıkamaya gerek yoktur. Özen, dinimizin koyduğu ölçüyü aşmadan da gösterilebilir.
Abdestinin bozulduğunu zannederek şüpheye düşen kimseye Peygamberimiz, kesin bir belirti olmadan namazını bırakmamasını öğretmiştir. (Buhârî, Vudû’; hadis no. 137; Müslim, Hayız; hadis no. 361.) Buradaki ders, bilinen temizlik hâlini yalnız kuruntu sebebiyle bozulmuş saymamaktır. Kesin olarak gerçekleşen bir hâli inkâr etmek değildir; ses ve kokuyu bütün durumlar için tek şart diye de düşünmeyelim.
Sürekli kontrol ederek rahatlamaya çalışan bir kardeşimiz, kısa bir süre sonra aynı şüpheyle yeniden yorulabilir. Böyle bir döngü varsa doğru dinî ölçüyü güvenilir birinden öğrenmek ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir. Abdestimizin bizi namaza hazırlaması gerekir; bitmeyen korkularla namazdan uzaklaştırması değil. Rabbimizin kolaylaştırdığı ibadeti kendi kendimize ağırlaştırmayalım.
Abdestimiz bozulmadıkça her vakit için yeniden almak zorunda değiliz. Tazelemek güzel bir tercih olabilir; fakat bunu herkese zorunluluk gibi sunmayalım. Peygamberimizden ve ashâbından, bir abdestle birden fazla namaz kılmaya ilişkin uygulamalar nakledilmiştir. (Müslim, Tahâret, 86; Buhârî, Vudû’, 54.) Bilginin doğruluğu, hem gerekeni yerine getirmemizi hem gerekmeyeni kendimize yüklemememizi sağlar.
Su kullanamadığımızda kulluğun yolu kapanmaz
Bir hasta yatağında suyla temizlenemediği için üzülür. Bir yolcu namaz vakti geldiğinde kullanabileceği suya ulaşamaz. Böyle anlarda dinimizin öğrettiği kolaylıkları bilmek büyük bir ihtiyaçtır. Rabbimiz Mâide suresindeki ayette, geçerli şartlar oluştuğunda temiz toprakla teyemmümü bildirmiştir. İbadete hazırlanma yolu, suyu bulamadığımız yahut uygun şekilde kullanamadığımız her durumda kapanmaz.
Ebû Zer’in naklettiği şu hadis, bu kolaylığın ihtiyaç devam ettiği sürece kıymetini hatırlatır:
عَنْ أَبِى ذَرٍّ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “الصَّعِيدُ الطَّيِّبُ وَضُوءُ الْمُسْلِمِ وَإِنْ لَمْ يَجِدِ الْمَاءَ عَشْرَ سِنِينَ.”
“Temiz toprak, on sene boyunca su bulamasa bile, Müslüman’ın abdest suyu mesabesinde olur.” (Nesâî, Tahâret, 203; Tirmizî, Tahâret, 92.)
On senenin zikredilmesi, su yokken kulluğumuzun askıya alınmadığını kuvvetle anlatır. Ancak suyu kullanmaya imkânı olan kişinin kendi rahatlığı için abdesti terk etmesini öğretmez. Geçerli mazeret sürdüğünde teyemmümden yararlanırız; kullanabilecek suya ulaştığımızda normal temizliğin hükmüne döneriz. Kolaylığı, doğru şartları öğrenerek yaşamak gerekir.
Teyemmüm, görünür kiri toprakla yaymak yahut beden temizliğini bütünüyle bırakmak değildir. Abdest ve gerektiğinde gusül yerine geçen dinî bir arınma yoludur. Üzerimizdeki maddî kirliliği imkânımız ölçüsünde gidermek ayrıca önem taşır. Temiz ve uygun bir toprak yahut toprak cinsinden bir yüzeyle yapılan bu hazırlığın ayrıntıları, güvenilir dinî rehberlikle öğrenilmelidir.
Hanefî uygulamada teyemmüme niyet edilir, eller temiz toprak veya uygun bir yüzeye dokundurularak yüz mesh edilir; sonra yeniden dokundurulup dirseklerle birlikte kollar mesh edilir. Farklı mezheplerde ellerin mesh edilecek kısmı ve uygulamanın bazı ayrıntıları farklı olabilir. Bu farklılıkları kavga konusu yapmadan kendi uygulamamızı doğru öğrenelim. Her gördüğümüz farklı hareketi yanlış ilan etmeyelim.
Ammâr b. Yâsir, bir yolculukta gusletmesi gerektiği hâlde su bulamayınca toprağa yuvarlanmış, sonra yaptığını Peygamberimize anlatmıştı. Allah Resûlü ona teyemmüm için bütün bedenini böyle topraklamasına gerek olmadığını uygulayarak gösterdi. (Buhârî, Teyemmüm; hadis no. 338.) Bu olay, öğrenirken kendi tahminimiz yerine Peygamberimizin öğretisine başvurmanın kıymetini hatırlatır.
Bir başka sahih rivayette Hz. Âişe’nin gerdanlığının kaybolduğu yolculukta insanların beklediği ve su bulunmadığı anlatılır. Sabah olduğunda teyemmüm ayeti indirilmiş, bu kolaylık müminlere verilmişti. (Buhârî, Teyemmüm; hadis no. 334.) Bir yolculuk sıkıntısının içinde bütün ümmet için bir kolaylığın bildirilmesi, Rabbimizin rahmetini hatırlatan güzel bir örnektir.
Hastalık hâlinde suyun kullanımının zarar verip vermediği konusunda sağlık uzmanının değerlendirmesini dikkate alalım. Yara, sargı ve başka özel durumların dinî hükümlerini de güvenilir bir din görevlisinden öğrenelim. Her hastayı aynı durumda sayamayız. Bazen belli bir kısmı yıkamak, bazen mesh, bazen başka bir ruhsat söz konusu olabilir. Bilmeden, kesin konuşarak insanı sağlığına zarar verecek bir işe zorlamayalım.
Ailemizden biri hastanede yatıyorsa yalnız ihtiyaç listesini tamamlamakla kalmayalım; ibadet etmek istediğinde uygun yardım da sunalım. Sağlığına zarar vermeden nasıl hazırlanabileceğini öğrenmesine yardımcı olalım. Yapabildiği ibadeti küçümsemeyelim. Bir zamanlar herkesin ihtiyacına koşan yaşlımız, bugün başkasının eline muhtaç olabilir. Onun Allah’a yönelişini kolaylaştırmak, merhametli bir hizmettir.
Teyemmüm gibi kolaylıkları öğrenmek, yarın zor bir durumda kalacak kendimiz için de hazırlıktır. Sağlıklı günlerimizde doğru bilgiyi edinirsek, hastalık yahut yolculuk anında daha sakin davranabiliriz. Bilmediğimizi sormaktan çekinmeyelim. Dinî bilgi, ancak şartlarıyla öğrenildiğinde bize güven verir; eksik duyduğumuz bir cümleyi herkese aynı hüküm gibi aktarmayalım.
İş hayatında abdest ve namaz için hazırlık yaparken çalışma sorumluluğumuzu da gözetelim. Mümkün olan mola düzenini öğrenmek, uygun yerin temizliğine dikkat etmek, başkasının işini habersizce üzerine bırakmamak gerekir. Hem ibadetimize yer açabilir hem bize emanet edilen işi özenle sürdürebiliriz. Bir engelle karşılaştığımızda kavga ve ihmal yerine uygun çözüm arayalım; iş arkadaşlarımızla saygılı bir dil kurarak ihtiyacımızı anlatalım.
Hastamızın namaz için hazırlanma isteğini gördüğümüzde, yalnız hastalığına odaklanıp bu arzusunu önemsiz saymayalım. Sağlık ekibinin önerilerini gözeterek, uygun dinî rehberlikle ona yardım edebiliriz. Bazen temiz bir malzemeyi yakınına koymak, gereksiz bir endişesini gidermek yahut doğru bilgiyi öğrenmesini sağlamak büyük bir rahatlık verir. Kendi başına yapamadığı ibadet hazırlığında yanında bulunmak, onu yalnız bırakmadığımızı da hissettirir.
Abdest almayı gösterdiğimiz evladımız, bir gün yaşlandığımızda bize yardımcı olabilir. Bugün sabırla öğrettiğimiz bir davranış, yarın ailemizdeki merhametin bir parçasına dönüşebilir. Çocuğa yalnız hareketleri öğretmeyelim; güçsüz bir insana nasıl yardım edileceğini de kendi tavrımızla gösterelim. Kulluğun güzelliği, nesilden nesile böyle bir özenle taşınsın.
Abdestin nuru, hayatımıza da yayılsın
Sevgili Peygamberimiz bir kabristan ziyaretinde, henüz dünyaya gelmemiş mümin kardeşlerini görmeyi arzuladığını söylemişti. Ashâbı onları nasıl tanıyacağını sorduğunda, abdestin izleriyle yüzleri ve uzuvları aydınlanmış olarak geleceklerini haber verdi. Aynı rivayetin devamında onun yolundan uzaklaşmanın tehlikesini de hatırlattı. (Müslim, Tahâret, 39; hadis no. 249.) Bu müjdeyi, sünnetine sadakat çağrısıyla birlikte duyalım.
Biz Peygamberimizi dünya hayatında görmedik. Fakat onun öğrettiği abdestle hazırlanıyor, gösterdiği namazı öğreniyor, bize bıraktığı ölçülerle yaşamaya çalışıyoruz. Onun ümmetinden olmak, gönlümüzde sevgiyle birlikte sorumluluk da doğursun. Bir sünneti öğrenirken insanlara karşı merhametini de hatırlayalım; bir ibadeti yerine getirirken doğruluk ve emanet hassasiyetini de hayatımızda koruyalım.
Abdestin nurunu yalnız uzak bir müjde gibi düşünmeden bugünkü hâlimizi de gözden geçirelim. Temizlenip namaza geldikten sonra haksız kazançta ısrar ediyor muyuz? Ellerimizi yıkayıp ailemize zarar vermeye devam ediyor muyuz? İbadetimizin kıymetini bilmek, bu çelişkileri görüp düzeltmek için bizi gayrete çağırır. Kendi eksiğimizi fark ettiğimizde umudumuzu kaybetmeden değişmeye başlayalım.
Bazen abdest almak için ayırdığımız birkaç dakika, gün içindeki koşuşturmayı durdurmamıza yardımcı olur. Önümüzdeki namazı, üzerimizdeki hakları ve Rabbimizin bizi gördüğünü düşünürüz. Bu düşünceyi namazdan sonra da taşırsak öfkemizi daha dikkatli yönetebilir, işimizi daha dürüst yapabiliriz. Abdestin bize hatırlattığı arınma arzusu, davranışımızda da bir karşılık bulsun.
Bugün bir karar verelim: Abdestimizde eksik bildiğimiz bir hususu öğrenelim, su kullanımımızda bir savurganlığı azaltalım, yardıma ihtiyaç duyan yakınımızın ibadetini kolaylaştıralım. Ardından yıkadığımız uzuvlarımızla hangi iyiliği yapabileceğimizi düşünelim. Bir kardeşimizin elinden tutmak, bir hakkı yerine getirmek yahut bir kırıcı davranışı bırakmak için büyük bir imkân beklemeyelim.
Muhterem kardeşlerim! Rabbimiz bize arınmanın yolunu göstermiş, zorlandığımız zaman da meşru kolaylıklar vermiştir. Bu nimetin kıymetini bilelim. Su varsa özenle abdest alalım; geçerli mazeretimiz varsa öğrenerek ruhsattan yararlanalım. Hiçbir durumda kulluğumuzu gereksiz korkulara yahut ihmale teslim etmeyelim. Abdest için temizlenen ellerimiz, namazdan sonra da hakkı ve iyiliği gözetmeye devam etsin.
Şimdi bedenimizin ve gönlümüzün arınmasını, namazımızın huzurunu, öğrendiğimizi yaşamayı Rabbimizden isteyelim. Hastalarımızı, yaşlılarımızı, suya ulaşmakta güçlük çeken kardeşlerimizi de duamıza katalım. Kolaylık veren Rabbimize güvenerek ve sorumluluklarımızı hatırlayarak hep birlikte dua edelim.
Dua
Allah’ım! Abdestimizi özenle almayı, namazımıza bilinçle hazırlanmayı ve huzurunda içtenlikle durmayı bize nasip eyle. Yüzümüzü temizlerken bakışımızı, ellerimizi yıkarken işlerimizi, ayaklarımızı yıkarken yollarımızı rızana uygun hâle getirmemize yardım eyle. Günahlarımızı bağışla; büyük günahlardan samimiyetle dönmeyi ve kul haklarını yerine getirmeyi kolaylaştır. Bizi içiyle dışıyla arınmaya çalışan kullarından eyle.
Rabbimiz! Hastalarımıza şifa, yaşlılarımıza güç ve huzur, bakım verenlere sabır ve merhamet lütfet. İbadetinde zorlanan kardeşlerimize doğru bilgi ve uygun yardım ver. Meşru kolaylıklarını kabul etmeyi, dinini bilmeden ağırlaştırmamayı bize öğret. Vesveseyle yorulan gönüllere ferahlık nasip eyle. Çocuklarımıza namaz sevgisi, ailelerimize birbirinin kulluğunu destekleyen bir anlayış ver.
Allah’ım! Suyumuzu israftan korumayı, nimetlerini şükürle kullanmayı ve temiz suya ulaşamayanlara yardımcı olmayı bize nasip eyle. Abdestimizin arınma arzusu hayatımızda doğruluğa, merhamete ve adalete dönüşsün. Bizi Peygamberimizin sünnetinden ayırma; onun yolundan uzaklaştıran davranışlardan muhafaza eyle. Son nefesimizi imanla, huzuruna gelişimizi affınla güzelleştir. Bizi rahmetinle kuşat ve hayırlı kullarınla beraber eyle. Âmin.
Kaynak eser: Diyanet, Hadislerle İslâm, 2. cilt, 113–126. sayfalar. Arapça Kur’an metni: Tanzil Quran Text (Uthmani 1.1), CC BY 3.0. Ayet mealleri: Diyanet İşleri Başkanlığı, Halil Altuntaş–Muzaffer Şahin.
