RAHMÂN'IN HAS KULLARI:YERYÜZÜNDE TEVAZU İLE YÜRÜYENLER

Haftanın Vaazı.. 10.07.2026 tarihli:"Rahmân'ın Has Kulları:Yeryüzünde Tevazu ile Yürüyenler" konulu Haftanın Vaazı sitemize yüklenmiştir..

Rahmân'ın Has Kulları:Yeryüzünde Tevazu ile Yürüyenler

 

RAHMANIN HAS KULLARI: YERYÜZÜNDE TEVAZU İLE YÜRÜYENLER 

 بِِسْمِِ الِلِّ الرَّحْمَنِِ الرَّحِيم

 وَعِبَادُِ الرَّحْمَنِِالذَِّينَِ يَمْشُونَِ عَلىَِ الْْرَْضِِ هَوْنًاِ وَإذَِا خَاطَبَهُمُِ الْجَاهِلُونَِ قَالُواِ سَلََمًا

‘Rahman’ın (has) kulları yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, ‘selâm’ der (geçer) ler. (Furkan,25/63) 

 .ُعَنِْ أبَىِِ هُرَيْرَةَ،ِعَنِْ رَسُولِ اللَِِّ )صَلىَّ اللَُّ عَلَيْهِِ وسَلمَّْ(ِقَالَ:“...وَمَاِ تَوَاضَعَِ أحََدٌِ لِِلَِِّّ إلَِِِّ رَفَعَهُ الِلَّ

‘... Allah için tevazu gösteren kişiyi Allah ancak yüceltir.’ (Müslim, Birr, 69) 

Hamd; büyüklük ve azametin tek sahibi olan, kullarına tevazuyu emreden, Yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selam; hayatının her safhasında tevazunun en güzel örneğini sergileyen, ‘Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yüceltir.’ buyuran Peygamberimiz Hz. Muhammed'e(s.a.v.), ailesine, ashabına ve onun izinden giden bütün müminlerin üzerine olsun. 

Kıymetli Müslümanlar! 

Modern dünya bize sürekli bir şeyi dayatıyor: ‘Öne çık, en iyi sen ol, kendini göster, büyüklüğünü kanıtla!’ Sosyal medya mecralarına bakıyoruz; herkes en lüks hayatını, en kusursuz anını, en büyük başarılarını sergileme yarışında. Adeta bir ‘benlik’ ve ‘ego’ çağında yaşıyoruz. 

Kur’an-ı Kerim, Rahmanın has kullarını tanıtırken onların makamını, servetini veya şöhretini değil; ahlakını ön plana çıkarır. İşte bu güzide kulların vasıflarından birinin de tevazu olduğunu şöyle ifade eder: 

‘Rahman’ın (has) kulları yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, ‘selâm!’ der (geçer)ler. (Furkan. 25/63) 

Demek ki Furkan süresinde Rahman’ın kullarını tanıtan en önemli vasıf, tevazudur. 

 Peki, tevazu nedir? 

Tevazu alçak gönüllü olmak demektir. Tevazu, insanın Allah karşısında kul olduğunu bilmesi, insanlara karşı da üstünlük taslamamasıdır. Başka bir ifadeyle tevazu; hakkı kabul etmek, insanları küçük görmemektir.  

Tevazu; 

-Hakkı kim söylerse söylesin kabul etmektir. 

-İnsanlara tepeden bakmamaktır. 

-Makamı yükseldikçe kulluğunu artırmaktır. 

-Allah karşısında aczini bilmektir 

-Mümin kardeşine karşı kaba ve kırıcı davranmamaktır. 

-Kendisini onlardan üstün görmemektir. 

Makamı, malı, ilmi veya sahip olduğu nimetler sebebiyle kibirlenmemektir. 

Muhterem Müslümanlar! 

Tevazu, Müslümanın en güzel ahlaklarından biridir. Bu sebeple Yüce Rabbimiz, Şuara 

Süresinin 215. Ayet-i kerimesinde Peygamber Efendimize( s.a.v) şöyle emretmektedir: 

 َوَاخْفِضْ جَنَاحَكَِ لِمَنِِ اتبََّعَكَِ مِنَِ الْمُؤْمِنِين

‘Sana uyan müminlere alçak gönüllü davran’ 

Bu ilahi emir, sadece Resulullah'a (s.a.v.) değil, onun izinden giden bütün müminlere de önemli ahlak dersleri vermektedir.  

Aziz Müminler! 

Bu ilahi emrin bizlere öğrettiği ahlaki dersleri daha iyi kavrayabilmek için önce şu sorunun cevabını arayalım: 

‘Yeryüzünde Tevazu ile Yürümek’ Ne demektir? 

-Vakur, Ağırbaşlı ve Dengeli Bir Hayat Yaşamak Demektir. 

Yüce Mevla Furkan suresi 63. Ayette bizlere ideal müminlerin, yani ‘Rahman’ın kullarının’ vasıflarını anlatırken ilk olarak ‘Onlar yeryüzünde tevazu ile yürürler buyuruyor. Buradaki ‘hevn’ kelimesi sıradan bir yürüyüş değildir. Bu kelime, vakar, sükûnet, yumuşak huyluluk, ağırbaşlılık ve tevazu gibi anlamları içinde barındırır. 

Dolayısıyla Allah’ın ‘Yeryüzünde tevazu ile yürürler.’ buyruğu, sadece bir yürüyüş şeklini değil; insanın bütün hayatına yansıyan bir karakteri, duruşu ve yaşam tarzını ifade eder. 

İslam’ın istediği tevazu, Müslümanın izzetini ayaklar altına alması demek değildir. Zillet, pısırıklık, eziklik ya da yapmacık bir boyun bükme değildir. Bilakis mümin vakarlıdır. Mümin yürürken de konuşurken de dengelidir ne yeri dövercesine kibirlidir ne de yapmacık bir dindarlık gösterisiyle ezik bir profil çizer. Doğaldır, sakindir, güven verir. 

Rahman’ın has kulları yeryüzünü bir kibir podyumu olarak görmezler. Bastıkları toprağın da aldıkları nefesin de ceplerindeki paranın da kendilerine ait olmadığını, hepsinin birer emanet olduğu bilinciyle hareket ederler. 

Nitekim Lokman Suresi 18.ayette Rabbimiz bu yürüyüşün sınırlarını şöyle çizer: 

‘Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.’ Yeryüzünde Tevazu ile Yürümek Demek: 

-Gücü Elinde Bulundurduğu Halde Haddi Aşmamak Demektir. 

Kıymetli kardeşlerim! 

Bir insanın hiçbir şeyi yokken mütevazi olması kolaydır. Asıl tevazu; makam, mevki, güç ve imkân elindeyken toprağa basarken haddini bilmektir. Nitekim İsrâ Suresi 37. Ayet-i kerimede Rabbimiz kibirlenen insanı âdeta sarsarak şöyle uyarır: 

‘Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! Ne yeri yarabilir ne de dağlarla boy ölçüşebilirsen. 

Ey insanoğlu! 

Altında son model araban, arkanda yüzlerce çalışanının olması seni yanıltmasın. Bastığın şu sert toprağı ayağınla yaramazsın, boyunu uzatıp dağları aşamazsın. O halde bu kibir niye? 

Rahman’ın güzide kulu, gücün zirvesindeyken bile kul olduğunu unutmayandır. 

Tevazu Yüceltir, Kibir Alçaltır 

Değerli Müslümanlar! 

Kibir insanı alçaltırken, tevazu göklere yüceltir. Allah rızası için alçak gönüllü olanı Cenab-ı Hakk'ın yücelteceğini, bu muazzam ahlakın yeryüzündeki en canlı şahidi, Risâlet makamının zirvesindeyken bile ’Kul Peygamber ‘olmayı şereflerin en büyüğü sayan Efendimiz Muhammed Mustafa(s.a.v.) şöyle dile getiriyor: 

‘...Allah için tevazu gösteren kişiyi Allah ancak yüceltir.’ (Müslim, Birr, 69) 

Kardeşlerim! 

Gelin, şimdi Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) çağlar ötesinden bizleri titretmesi gereken, adeta bir reçete gibi önümüze koyduğu şu ağır uyarısına kulak verelim: 

‘Allah Teâlâ şöyle buyurdu: 

‘Yücelik ve kudret(izzet) benim izârım, büyüklük de benim ridâm sayılır. Bunlardan biri kendisinde varmış gibi davranan olursa, onun cezasını veririm.’ (Müslim, Birr, 69) Muhterem Müslümanlar! 

Rabbimiz bu kudsî hadiste, büyüklüğün yalnızca kendisine ait olduğunu bildirerek kullarını kibirden şiddetle sakındırmaktadır. O halde bizleri Allah’ın rahmetine yaklaştıran tevazuyu yaşayabilmek için, önce onun en büyük düşmanı olan kibri tanımamız gerekir. Çünkü insan, tehlikeyi tanımadan ondan korunamaz. 

Peki, kibir nedir? 

Kibir, kendini büyük görmek başkalarını küçümsemek ve hakkı reddetmektir.   

Kimi zaman soyluluk, güzellik, fiziksel güç gibi yaratılıştan gelen birtakım özellikleri; kimi zaman da Allah’ın kendisine verdiği sonradan bahşettiği zenginlik, makam, ilim ya da nüfuz gibi nimetler, kıskançlığa ve bencil tutkulara meyilli olarak yaratılan insanı kendini beğenmeye sevk eder. 

 Önceleri kendini beğenen kişi, zamanla sahip olduğu güzel özelliklerle övünmeye, başkalarından farklı olduğunu düşünerek büyüklenmeye başlar. Çevresindekileri küçük görerek kendisinin ‘en üstün’ olduğu hissine kapılır ve böylece kibir hastalığına yakalanır. 

Değerli Müslümanlar!  

Kibir, insanın sadece dünya huzurunu değil, ahiret saadetini de tehdit eden çok büyük bir kalp hastalığıdır. Nitekim Resulullah Efendimiz(s.a.s.) bu gerçeği şöyle haber vermiştir: 

 :عَ ََنْ عَبْدِ هاللَِّ بْنِ مَسْعُودٍ عَنِ النهبِ يِ )صَلهى هاللَُّ عَليَْهِ وسَلهمْ ( قَال

لاَ يدَْخُلُ الْجَنهةَ مَنْ كَانَ فِى قلَْبِهِ مِثْقاَلُ ذَ هرةٍ مِنْ كِبْرٍ” قاَلَ رَجُلٌ: إِ هن ال هرجُلَ يحُِبُّ أنَْ يكَُونَ ثوَْبُهُ حَسَناً وَنعَْلُهُ حَسَنَةً. قاَلَ: “

 ”“إِ هن هاللََّ جَمِيلٌ يحُِبُّ الْجَمَالَ، الْكِبْر:ُ بطََرُ الْحَ قِ وَغَمْطُ النهاسِ.

Abdullah b. Mesud'un anlattığına göre, bir gün Hz. Peygamber (sav): 

‘Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez,’ buyurdu. Bunu duyan bir adam, ‘Ama insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!’ deyince, Allah Resulü, ‘Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr etmek ve insanları küçük görmektir.’ buyurdu. (Müslim, İman, 147) Aziz Müslümanlar! 

‘Kalbinde zerre miktarı kibir bulunan kimse cennete giremez’ 

Peki, Efendimiz ’in (s.a.v) bu dehşetli ikazının arkasındaki asıl hakikat nedir? 

Kulun kalbindeki o küçücük zerre, nasıl olur da cennetin kapısını kapatır? 

Çünkü kibir; sıradan bir kusur değil, kulun haddini aşarak Allah’a ait olan ‘büyüklük’ sıfatına ortaklık iddia etmesidir. Büyüklük yalnızca Allah’a mahsustur. İnsan Cenab-ı Hak karşısındaki mutlak acziyetini unutup, kendisine verilen geçici lütuflarla kibirlendiğinde aslında mülkün gerçek sahibine saygısızlık etmiş olur. 

Karun’un servetiyle birlikte yerin dibine geçmesi, işte bu haddi bilmeyişin neticesidir. Kulun boynu Yaradan’ın huzurunda kıldan ince olmalıdır; aksi halde o zerre, insanı ebedi hüsrana sürükler. 

Değerli Cemaat! 

Tevazuun özü insanın nereden geldiğini bilmesi ve hiç kimseyi kendisinden aşağıda görmemesidir. Allah Teâlâ Hucurât Suresi'nin 13. Ayet-i kerimesinde bizlere şöyle sesleniyor: 

 ٌيَاِ أيَُّهَاِ النَّاسُِ إِنَّا خَلَقْنَاكمُِ مِّن ذَكَرٍِ وَأنُثىَِ وَجَعَلْنَاكمُِْ شُعُوبًاِ وَقَبَائلَِِ لِتعََارَفُواِ إنَِِّ أكَْرَِمَكمُِْ عِندَ اللَِِّ أتَْقَاكمُِْ إنَِّ اللََّ عَلِيمٌِ خَبِيرِ

‘Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.’ 

Kardeşlerim! 

Bu ilahi hitap, hepimize çok büyük bir hakikati haykırmaktadır: Hepimizin aslı birdir. Her birimiz en nihayetinde Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın çocuklarıyız; hepimiz aynı anne ve babadan çoğalarak buralara geldik. 

Öyleyse sorarım size:  

Bir insanın soyuyla, sopuyla, mensup olduğu milletle veya ırkla övünmeye, başkalarını küçümsemeye ne hakkı olabilir?  

Mademki hepimizin soyu aynı kaynağa dayanıyor, mademki yaratılışta birbirimizden hiçbir farkımız yok; o halde bu kibir niye? Bu üstünlük taslama çabası kimin için?  

Kıymetli Müminler! 

Falanın soyundan gelmiş olmak, filan millete mensup bulunmak Allah katında hiçbir değer ifade etmez. İslam’da üstünlük, ırkta veya kanda değil, takvadadır. Allah katında en değerli olanlar; O’nun buyruklarına gönülden teslim olanlar, O’na karşı gelmekten en çok sakınanlar ve yeryüzünde tevazu elbisesi giyenlerdir. 

Peygamberimiz ’in(s.a.v.) Hayatından Güncel Tevazu Modelleri 

Bizler ahlakı, edebi ve en önemlisi yeryüzünde vakarla yürümeyi, yaşayan Kur’an olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’dan (s.a.v.) öğreniyoruz. O, öyle bir peygamberdi ki, ardında binlerce insanı sürükleyen bir lider, bir devlet başkanı olduğu halde, hayatı boyunca sıradan bir kul gibi yaşamayı tercih etti. 

Güç ve Makam Sahibiyken Tevazu  

Bugün insanlar küçücük bir makam, azıcık bir mal veya sosyal medyada birkaç beğeni kibir girdabına kapılabiliyor. Peygamberimiz(s.a.v.) ise hem peygamber hem de devlet başkanıydı. Gücün zirvesindeyken sergilediği şu güzel örnek günümüz yöneticilerine, kibir karanlığını yırtacak peygamberî bir ışık, bir mesajdır: 

Mekke’nin Fethi Anı: Hicretin üzerinden sekiz yıl geçmişti. Savaşa gerek kalmadan Mekke’yi fetheden oldukça kalabalık ordusunun başında Hz. Muhammed(s.a.v.) vardı. O, bu şanlı zaferin büyüsüne kapılmamış; mübarek şehir Mekke’ye mağrur bir komutan edasıyla değil Allah’ın verdiği bu nimete şükretmenin bilinciyle başını önüne eğerek girmişti. (İbn Hişam, Siret, V,63) 

Bugün bir koltuğa oturduğumuzda, bir şirketin başına geçtiğimizde veya ev reisi olduğumuzda Furkan 63. Ayete göre mi hareket ediyoruz, yoksa etrafımıza korku mu saçıyoruz? Gerçek büyüklük, güçlüyken tevazu gösterebilmektir. 

Değerli Müslümanlar! 

Modern dünya insanları mevkilerine, kıyafetlerine ve banka hesaplarına göre kategorize ediyor. Peygamber Efendimiz(s.a.s.) ise bu yapay duvarları tamamen yıkmıştı. 

Heyecandan Titreyen Adam: Mekke’nin fethi esnasında genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle Mekke halkı, Safâ tepesinde Resulullah'a bağlılıklarını ve insanlar bölük bölük Allah’ın dinine giriyorlardı. Biat etmek üzere yanına gelenlerden biri onunla konuşmaya başlamıştı. Fakat bu büyük insanla karşı karşıya gelmek ve onunla konuşmak kendisini o kadar heyecanlandırmıştı ki titremeye başladı. Bunu gören Hz. Peygamber(s.a.v.): 

‘Arkadaş titreme! Ben kral değilim. Ben, Kureyş’ten kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.’ diyerek onu rahatlattı. (İbn Mâce, Et’ıme, 30, II, 1101) 

Hayatının en görkemli sahnesinde dahi kibre kapılmayarak tevazudan ayrılmayan Allah Resulü(s.a.s.) bu davranışıyla bir insanlık dersi vermiş, ashabına da aynı tavrı sergilemeleri gerektiğini bildirmiştir. 

Onlara, ‘Allah birdir!’ dedikleri için kendilerine akıl almaz işkencelere maruz bırakan ve âciz bir şekilde öz vatanlarını terk etmeye mecbur bırakan müşriklere galip geldikleri bu büyük günde büyüklenmemeleri gerektiğini şu sözleriyle hatırlatmıştır: 

‘Ey insanlar! Allah sizden cahiliye gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir...İnsanlar, Adem’in çocuklarıdır ve Allah, Adem’i topraktan yaratmıştır... (Tirmizi, Tefsirul -Kur'an, 49) 

Peygamberimiz(s.a.v.), zengin fakir ayırımı yapmaz, kendisini bir hizmetçi bile davet etse giderdi. Yoksul ve fakirlerle oturup yemek yer, en fakir kimselerin evlerine giderek hal ve hatırlarını sorardı. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: 

‘Kim bir Müslüman kardeşine alçak gönüllü davranırsa, Allah onu yükseltir. Kim kibirlenir, üstünlük taslarsa, Allah onu alçaltır. (et- Terğib ve’t terhib, III, 561. Hadisi Taberani rivayet etmiştir.)  

Bugün yanımızda çalışan işçiye, evimize gelen temizlik görevlisine, sokaktaki kâğıt toplayıcısına karşı tavrımız ne? Efendimiz ’in(s.a.s.) ahlakı, unvanlarımızı bir kenara bırakıp insana sadece insan ve ‘Allah’ın kulu’ olarak bakmayı gerektirir. 

Gündelik Hayatta Tevazu 

Kibirli insan, angarya işleri başkalarına yıkmayı sever. Peygamberimiz(s.a.v.) ise asla ‘ayrıcalıklı’ olmak istemezdi. 

 Mescid-i Nebevi İnşaatı ve Hendek Harbi: Peygamberimiz(s.a.s.) Mescid-i Nebevi’nin inşaatında bir işçi gibi taş taşıdı, toprak kazdı. Sahabe ‘Ya Resulallah siz durun’ dediğinde, o yükü paylaşmaktan geri durmadı. Evinde kendi söküğünü diker, ayakkabısını tamir eder, ev işlerine yardım ederdi. 

Evde eşimize yardım etmeyi, sofrayı toplamayı, iş yerinde bir çöpü kaldırmayı kendimize yediremiyor muyuz? Kâinatın Efendisi elini taşın altına koyarken, bizim kibirlenmeye ne hakkımız var? Tevazu hayatın yükünü paylaşmaktır. 

Cahillerle Karşılaşınca ‘Selam’ Deyip Geçmek 

Aziz Müminler! 

Furkan Suresi 63. Ayetin son kısmı, hayatın içindeki ilişkilerimizi tanzim eder: ‘Kendilerini bilmezler laf attığı zaman, ‘Selam! Deyip geçenlerdir.’ 

Mümin, sokakta, iş yerinde ya da sosyal hayatta bir cahille, bir saygısızla veya ahlak sınırlarını zorlayan bir insanla karşılaştığında onun seviyesine inmez. Öfkesini yutar, asaletini bozmaz ve ‘Selam’ der. 

Buradaki ‘Selam’, sıradan bir selamlaşma değildir. Buradaki ‘Selam’; ‘Seninle tartışarak vaktimi, ruhumu ve ahlakımı kirletmeyeceğim. Sana selamet derim diyerek vakarla orayı terk etmektir. Mümin, diliyle insanları yaralayan, hakaret eden, kabalık yapan kişi değildir. 

Tevazunun Mümine Kazandırdıkları 

Tevazu gösteren bir mümin hem dünyada hem ahirette çok büyük kazançlar elde eder. 

-Allah Katında Yücelir ve Değer Kazanır 

Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bizlere sarsılmaz ilahi kanunu müjdeliyor: 

‘Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yüceltir.’ (Müslim, Birr, 69)  

Dünya mantığı bize ‘Öne çık ki büyüyesin’ derken, İslam ‘Haddini bil ki Allah seni yüceltsin’ der. 

Toplumsal huzur ve Kardeşlik Bağlarının Güçlenmesi Sağlanır 

 ”وَ إنَِّ اللَََّّ أوَْحَى إِليََّ أنَْ توََاضَعُوا حَتىَّ لاَ يَفْخَرَ أحََدٌ عَلىَ أحََدٍ وَلاَ يَبْغِى أحََدٌ عَلىَ أحََدٍ.

(M7210 Müslim, Cennet, 64) 

‘Allah bana, mütevazı olup birbirinize karşı övünmemenizi ve birbirinize karşı haddi aşan davranışlarda bulunmamanızı vahyetti.’ (Müslim, Cennet,64) 

Tevazu, toplumsal barışın en güçlü çimentosudur. Herkesin mütevazı olduğu, ‘Ben haklıyım’ kibrine düşmediği bir ailede geçimsizlik olur mu? 

Herkesin haddini bildiği bir toplumda, trafikte kavgalar, adliye koridorlarında davalar bu kadar birikir mi? 

Hayatımıza taşıyacağımız Üç Ölçü 

Kıymetli Cemaatimiz! 

Vaazımızın sonuna gelirken, hayatımıza rehber kılacağımız şu üç esası aklımızdan çıkarmayalım: 

-Duruşumuzu Kontrol Edelim: Konuşmamızda, yürüyüşümüzde, davranışlarımızda gizli bir kibir var mı? Unutmayalım, sesin de adımların da davranışların da vakarlı olanı Allah katında değerlidir. 

-Haddimizi Bilelim: Bize verilen malın, mülkün, evladın veya ilmin birer emanet olduğunu unutmayalım. 

-İnsanları Sınıflandırmayalım: Toplumdaki statüsü ne olursa olsun, her insana Allah’ın bir kulu nazarıyla bakıp şefkat ve tebessümle muamele edelim. Çünkü allah katında üstünlük sadece takva iledir. 

Kıymetli Müslümanlar! 

Geliniz, bu hafta kendimize bir hedef koyalım. Bize kaba davranan birine aynı kabalıkla karşılık vermeyelim. Makamımız, bilgimiz veya malımız sebebiyle hiçbir kardeşimizi küçümsemeyelim. Rahman'ın has kulları olabilmek yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürümeye gayret edelim. 

Rabbim, bizleri Rahman isminin tecellisine mazhar olan, yeryüzünde vakar ve tevazuyla yaşayan, kibri kalbine uğratmayan has kullarından eylesin. Bizleri peygamber Efendimiz’ in(s.a.v.) o yüce ahlakıyla ahlaklandırsın. Kalbimizde zerre kadar kibir, ucub, riya ve gösteriş bırakmasın. Âmin 

Sözlerimi Mevlana’nın şu güzel öğütleriyle bitirmek istiyorum: 

‘Cömertlikte ve yardımda akarsu gibi ol, 

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, 

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,  

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,  

Hoş görmede deniz gibi ol,  

Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol!’ 

 VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Ekrem ÇAKMAK / SAKARYA İL VAİZİ