Nefis: İyi ve Kötünün Mücadele Alanı -2
PDF DOSYASI İNDİR
VAAZ FORMATI
NEFİS – İyi ve kötünün mücadele alanı..
Kardeşlerim…
Allah Resûlü’nün huzurundayız.
Veda Hutbesi’nin iklimindeyiz.
Bir ümmete son nasihatler veriliyor.
Henüz on yedi yaşında bir genç sahâbî…
Fedâle b. Ubeyd…
Bu büyük konuşmaya şahit oluyor.
Ve bize şu sözleri aktarıyor:
أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِالْمُؤْمِنِ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَالْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ وَالْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي طَاعَةِ اللَّهِ وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ الْخَطَايَا وَالذَّنُوبَ
“Dikkat edin, size mümini tanıtıyorum; o, insanların can ve mal hususunda güvendiği kişidir. Müslüman; elinden ve dilinden insanlara zarar gelmeyendir. Mücahid, Allah'a itaat yolunda nefsiyle mücadele eden; muhacir ise hata ve günahları terk eden kişidir.”[1]
Kardeşlerim…
Peygamberimiz bu sözleri söylediğinde
İslâm artık Mekke ile Medine’ye sığmıyordu.
Müslümanlar dünya ile tanışıyordu.
Servetle…
Güçle…
İmkânla…
Ve Allah Resûlü (sav)
ümmetinin karşısındaki en büyük tehlikeyi görüyordu.
Bu tehlike…
nefsin arzu ve ihtiraslarıydı.
Tamahkârlığıydı.
Doymayan isteğiydi.
İşte bu yüzden buyurdu:
Gerçek cihad…
nefisle olandır.
Kardeşlerim…
Şimdi bir durup düşünelim.
Herkes nefisten söz eder.
Ama gerçekten…
“Nefis nedir?”
İşte bu soruya cevap arıyoruz.
Arap dilinde nefis;
ruh demektir.
hayat demektir.
nefes demektir.
varlık demektir.
bir şeyin kendisi…
hakikati…
zâtı…
İnsan demektir.
Can demektir.
Gönül demektir.
Ama aynı zamanda…
hevâ ve heves demektir.
bedenden yükselen süflî arzular demektir.
Kur’an’da da, hadislerde de
nefis;
bazen ruh olarak,
bazen insanın kendisi olarak,
bazen kalp olarak,
bazen de din kardeşi olarak geçer.
Ama kardeşlerim…
Bir de nefsin başka bir yüzü vardır.
İnsanın içindeki kötü duyguların…
meşru olmayan isteklerin…
kötüye kayan tarafın kaynağı…
İşte İslâm geleneğinde nefis
çoğu zaman bu yönüyle konuşulur.
Kur’an da buna dikkat çeker.
Hadisler de bunu uyarır.
Çünkü nefis…
şeytanın vesveselerine açık bir kapıdır.
Şeytan fısıldar.
Nefis kabul eder.
Sonra ikisi birlikte insanı sürükler.
Ama iş işten geçince…
şeytan kenara çekilir.
Nefse uyanı yalnız bırakır.
Kur’an bunu haber verir.
Ve der ki:
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَريدِ
“Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.”[2]
Kardeşlerim…
Allah insanı yaratmıştır.
Nefsini de bilmektedir.
İçinden geçenleri de…
aklından geçenleri de…
Ve buyurur:
…وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ…
“Nefisler kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır.”[3]
Demek ki nefsin içinde
kıskançlık vardır.
bencillik vardır.
tamah vardır.
Bu, insanın fıtratında vardır.
Bakın…
Hz. Yusuf kıssasında bile bunu görürüz.
Mısır Azizi’nin hanımı onu çağırdığında…
Hz. Yusuf da bir an arzu duyar.
Ama hemen Allah’a sığınır.
Ve şu söz Kur’an’da yer alır:
وَمَا اُبَرِّئُ نَفْسي اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّي…
“Yine de ben bütünüyle nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü Rabbimin merhamet ettikleri hariç insan nefsi/benliği kötülüğe sürüklemeye yatkındır.”[4]
Kardeşlerim…
Peygamberler bile…
nefsin arzusundan bütünüyle korunmuş değildir.
O hâlde kim “Benim nefsim tertemiz” diyorsa…
fıtratı inkâr ediyordur.
Ama Rabbimiz merhametlidir.
Resûlullah (sav) bunu bize öğretmiştir:
إِنَّ اللَّهَ تَجَاوَزَ عَنْ أُمَّتِى مَا حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا ، مَا لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَتَكَلَّمْ
“Allah ümmetimden onu yapmadığı veya konuşmadığı sürece kendi içinden geçirdiği şeylerden sorumlu tutmayacaktır”[5]
Yani kardeşlerim…
Aklına gelmesi günah değil.
İçinden geçmesi suç değil.
Ama onu yapman…
onu dile getirmen…
onu hayata geçirmen…
işte orası imtihandır.
İnsan iradesiyle karar verir.
Ve kararının hesabını verir.
Erdem…
hiç kötü istek duymamak değildir.
Erdem…
o istek geldiğinde ona hâkim olmaktır.
Kardeşlerim…
Şimdi geliyoruz işin en can alıcı yerine.
Nefis var.
Arzu var.
Hevâ var.
Peki ne yapacağız?
Nefsi yok mu edeceğiz?
Ezecek miyiz?
Acı mı çektireceğiz?
Hayır.
İslâm’ın yolu bu değildir.
Bunun yolu…
nefse ızdırap çektirmek değildir.
onu köreltmek değildir.
onu yok saymak değildir.
Dinimiz nefsi öldürmeyi değil…
tezkiye etmeyi öğretir.
Arındırmayı öğretir.
Terbiye etmeyi öğretir.
Kur’an bu gerçeği şöyle bildirir:
وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَا﴿7﴾ فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَا﴿8﴾ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا﴿9﴾
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.”[6]
Kardeşlerim…
Demek ki kurtuluş…
nefsi arındırmaktadır.
Kirletmek değil.
Kötülüğe gömmek değil.
Ama terbiye etmek…
arıtmak…
güzelleştirmek…
Peki bu nasıl olacak?
Nefsi tezkiye etmek…
çirkin huyları terk etmektir.
güzel ahlâkı kuşanmaktır.
Ve bunun yolu…
kendini hesaba çekmektir.
Bakın Hz. Ömer ne buyuruyor:
حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا وَتَزَيَّنُوا لِلْعَرْضِ الأَكْبَرِ وَإِنَّمَا يَخِفُّ الْحِسَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى مَنْ حَاسَبَ نَفْسَهُ فِى الدُّنْيَا
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, büyük hesap günü için kendinizi hazırlayın! Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır.”[7]
Kardeşlerim…
Nefis…
sadece bir düşman değildir.
Nefis…
insanın kendisidir.
İçinde iyilik de vardır.
Kötülük de vardır.
Fazilet de vardır.
Zaaf da vardır.
İşte imtihan buradadır.
Nefisle mücadele…
insanın kendisiyle mücadelesidir.
Ve Resûlullah (sav) bu mücadelenin ölçüsünü bize şöyle verir:
الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللَّهِ
“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Zavallı (ahmak) kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan (ve buna rağmen hâlâ) Allah'tan (iyilik) temenni edendir.”[8]
Ve Kur’an uyarır:
وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
“Şeytan, sizi Allah'la (O'nun affına güvendirerek) aldatmasın.”[9]
Kardeşlerim…
“Nasıl olsa Allah affeder” demek…
nefsin en tehlikeli tuzağıdır.
Şeytan bu düşünceyle gelir.
Nefse buradan girer.
Kardeşlerim…
Nefis tek başına hareket etmez.
Ya şeytandan beslenir…
ya melekten ilham alır.
Şeytan ne der?
“Şimdi yaşa…”
“Anın tadını çıkar…”
“Bir defadan bir şey olmaz…”
Ama melek ne der?
“Sonunu düşün…”
“Allah’ı unutma…”
“Hesabı hatırla…”
İşte insan…
iki ses arasında kalır.
Bir tarafta ateşin yolu kolaylaştırılır.
Cazip hâle getirilir.
Diğer tarafta cennetin yolu zor gibi gösterilir.
Ve kardeşlerim…
Bu mücadele kolay değildir.
Eğer Allah’ın rahmeti olmasa…
bu cihaddan kimse sağ çıkamaz.
İşte bu yüzden
Allah Resûlü (sav)
nefsinin şerrinden Allah’a sığınırdı.
Ve ashâbına da şu duayı öğretirdi.
Sabah…
akşam…
yatarken…
اللَّهُمَّ فَاطِرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ أَنْتَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍ وَالْمَلاَئِكَةُ يَشْهَدُونَ أَنَّكَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ فَإِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ أَنْفُسِنَا وَمِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ وَشِرْكِهِ وَأَنْ نَقْتَرِفَ سُوءًا عَلَى أَنْفُسِنَا أَوْ نَجُرَّهُ إِلَى مُسْلِمٍ
“Ey göklerin ve yerin yaratıcısı, gizliyi ve aşikârı bilen Allah'ım! Sen her şeyin sahibisin. Senden başka ilâh olmadığına melekler de şahitlik ederler. Biz nefislerimizin ve (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olan şeytanın şerrinden, onun bizi şirke düşürmesinden, kendimize ve herhangi bir Müslüman'a kötülük yapmaktan sana sığınırız.”[10]
Kardeşlerim…
Nefis sadece kötülüğün kaynağı değildir.
Onun içinde takva da vardır.
İyilik de vardır.
Merhamet de vardır.
Çünkü Allah nefsi yaratırken
ona takvayı da ilham etmiştir.
O hâlde nefsi aşağılamak doğru değildir.
Onu tahkir etmek doğru değildir.
Resûlullah (sav) bunu açıkça öğretmiştir:
لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِى . وَلَكِنْ لِيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِى
“Sakın biriniz 'Nefsim habis oldu (kirlendi).' demesin. Ancak 'Nefsim, içim daraldı.' desin!”[11]
Yani kardeşlerim…
Nefsi aşağılamak yok.
Onu hor görmek yok.
İzzetini kırmak yok.
Çünkü mümin…
kendi izzetine bile saygılıdır.
Bir gün Resûlullah (sav) buyurdu:
لاَ يَنْبَغِى لِلْمُؤْمِنِ أَنْ يُذِلَّ نَفْسَهُ
“Mümin kişiye nefsini küçük düşürmesi yaraşmaz.”
Ashâb sordu:
قَالُوا وَكَيْفَ يُذِلُّ نَفْسَهُ
“Kişi nefsini nasıl küçük düşürür?”
Resûlullah (sav) buyurdu:
يَتَعَرَّضُ مِنَ الْبَلاَءِ لِمَا لاَ يُطِيقُهُ
“Gücünün yetmediği işlere kalkıştığı için birçok belaya duçar olur.”[12]
Ve yine buyurmuştur:
…وَلِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقًّا…
“Nefsinizin üzerinizde hakkı vardır.”
Kardeşlerim…
İslâm…
nefsi ezmez.
İslâm nefsi terbiye eder.
Nefsi korur.
Ama hevâya teslim etmez.
Kıymetli kardeşlerim…
Unutmamamız gereken bir hakikat var.
İnsan, çoğu zaman bir anlık arzuya yenilir.
Meşru, geçici bir isteğin peşine düşer.
Sonra o istek büyür.
Kalbi esir alır.
Aklı susturur.
Vicdanı bastırır.
İşte bu yüzden mümin uyanık olmalıdır.
Basiretli olmalıdır.
Her telkine kulak vermemelidir.
Her çağrıya koşmamalıdır.
Çünkü nefis yalnız kalınca güçlenir.
Çevre destek verince daha da azgınlaşır.
İnsan, “Herkes yapıyor” dediğinde
haram bile sıradanlaşır.
Onun için bu süreçte müminin
akıllı ve basiretli davranması,
çevreden gelecek olumsuz telkinlere karşı
nefsini kontrol altında tutması
son derece önemlidir.
Ama bu da yetmez kardeşlerim…
Sadece irade yetmez.
Sadece akıl yetmez.
Sadece “Ben dayanırım” demek yetmez.
Çünkü nefis, sahibini bile kandırır.
Şeytan, en güçlü anımızda vurur.
İşte bu noktada mümin şunu bilmelidir:
Ben tek başıma bu nefsi yenemem.
Ben Rabbimin yardımı olmadan ayakta duramam.
Ben Allah’ın rahmeti olmadan temiz kalamam.
Bu yüzden kul,
Rabbiyle bağını güçlü tutmalıdır.
Duayı elinden bırakmamalıdır.
Secdeyi terk etmemelidir.
Gözyaşını esirgememelidir.
Çünkü nefsin şifası duadır.
Kalbin ilacı yakarıştır.
Ruhun kurtuluşu Allah’a sığınmaktır.
İşte bu yüzden
Zeyd b. Erkam (ra) vasıtasıyla
Peygamber Efendimizden (sav) öğrendiğimiz
şu dua
dilimizden düşmemelidir:
اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَالْجُبْنِ وَالْبُخْلِ وَالْهَرَمِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ اللَّهُمَّ آتِ نَفْسِى تَقْوَاهَا وَزَكِّهَا أَنْتَ خَيْرُ مَنْ زَكَّاهَا أَنْتَ وَلِيُّهَا وَمَوْلاَهَا اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لاَ يَنْفَعُ وَمِنْ قَلْبٍ لاَ يَخْشَعُ وَمِنْ نَفْسٍ لاَ تَشْبَعُ وَمِنْ دَعْوَةٍ لاَ يُسْتَجَابُ لَهَا
“Allah'ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, bunaklıktan, kabir azabından sana sığınırım.
Allah'ım! Nefsime, senden sakınma şuurunu (takvasını) ver ve nefsimi arındır.
Onu en iyi arındıracak olan sensin.
Onun koruyucusu da onun efendisi de sensin.
Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.”
Kardeşlerim…
Bakın Peygamberimiz ne istiyor.
Mal istemiyor.
Saltanat istemiyor.
Dünya istemiyor.
Nefsin temizliğini istiyor.
Kalbin diriliğini istiyor.
Duânın kabulünü istiyor.
Çünkü kirli nefis, insanı cehenneme sürükler.
Huşûsuz kalp, ibadeti kuru bir ritüele çevirir.
Faydasız ilim, insanı kibirli yapar.
Kabul olmayan dua, kalbi umutsuz bırakır.
İşte mümin bunlardan Allah’a sığınır.
Çünkü mümin bilir:
Nefsi arındıran ben değilim.
Kalbi temizleyen ben değilim.
Beni ayakta tutan iradem değil.
Beni ayakta tutan Rabbimdir.
Rabbim…
Bizleri acizlikten sana sığınan kullarından eyle.
Tembelliğe teslim olanlardan değil,
gayretle Sana yönelenlerden eyle.
Korkaklığa düşürme bizi.
Hakkı söylemekten, hak yolda yürümekten geri bırakma.
Cimriliğe mahkûm etme kalplerimizi.
İnfak eden, paylaşan, merhametli kullarından eyle.
Rabbim…
Ömrümüzün sonunda bizi düşkün bırakma.
Bizi sana yakışır bir kullukla yaşat.
Kabir azabından, mahşer korkusundan,
hesabın ağırlığından Sana sığınırız.
Allah’ım…
Nefislerimize takva ver.
Kalplerimize Senin korkunu,
Senin sevgini yerleştir.
Nefsimizi Sen arındır.
Çünkü onu en güzel temizleyecek olan Sensin.
Bizleri nefsimizin esiri yapma.
Bizi Senin rızanın esiri eyle.
Rabbim…
Fayda vermeyen ilimden Sana sığınırız.
Bildiğiyle amel etmeyenlerden eyleme bizi.
Kalplerimizi huşûdan mahrum bırakma.
Seni anınca ürperen,
secde edince huzur bulan kalpler ver bize.
Allah’ım…
Doymayan nefisten Sana sığınırız.
Bizi kanaat ehli kullarından eyle.
Azla yetinen, çok şükreden kullarından eyle.
Kabul edilmeyen duadan Sana sığınırız.
Dualarımızı boş çevirme.
Gözyaşlarımızı yerde bırakma.
Rabbim…
Bu duayı dilimizden düşürme.
Bizi nefsimize terk etme.
Kalplerimizi diri tut.
İmanımızı diri tut.
Son nefesimizi kelime-i şehadetle almayı nasip eyle.
Dualarımızı kabul buyur Ya Rabbi…
Âmin.
[1] İbn Hanbel, VI, 22
[2] Kaf 50/16.
[3] Nisa, 4/128.
[4] Yusuf, 12/53.
[5] Buhari, Talak, 11.
[6] Şems, 91/7-9
[7] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25.
[8] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25
[9] Lokman, 31/33.
[10] Ebû Dâvûd, Edeb, 100
[11] Buhari, Edeb, 100.
[12] İbn Mace, Fiten, 21.
[13] Naziat, 79/40-41.
VAAZI İNDİR
Kaynak: Diyanet Hadislerle İslam